Erkeklerin en büyük sorunu çözülüyor

Erkeklerin en büyük sorunlarından biri olan erken boşalma yeni yapılan çalışmalarla tarih oluyor.

12. Avrupa Cinsel Tıp Derneği Kongresi bu yıl 16-18 Kasım tarihleri arasında Fransa’nın Lyon şehrinde düzenlendi. Kongre kapsamında düzenlenen Erken Boşalma (EB – Prematür Ejakülasyon) konulu toplantıya Türk Androloji Derneği’nden Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Prof. Dr. Önder Yaman ve Doç. Dr. Selahattin Çayan katıldı.

1 dakikadan azsa dikkat

Türk Androloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Selahattin Çayan, erken boşalmanın sık rastlanan erkek cinsel fonksiyon bozuklarından biri olduğunu söyledi ve bu durumun dünyada görülme sıklığı yüzde 30 olduğu belirtti. Ayrıca cinsel ilişki başlangıcından boşalmaya kadar olan sürenin 1dakikadan az olması ve boşalmanın kontrolsüz olması durumunu “erken boşalma” olarak tanımladı.

Kongrede, erken boşalma tedavisinde kullanılmak üzere Daposetin etken maddeli bir ilaç geliştirildiği ve boşalma süresi 1 dakikadan az olan erkeklerde boşalma süresini 3,5 kata kadar uzatabildiği,ayrıca geliştirilen tedavinin, 2009 Avrupa Tedavi Kılavuzu’nda kanıta dayalı tıp verilerine sahip ve erken boşalma endikasyonunda birinci tercih olarak önerilmekte olduğu belirtildi.

Türk Androloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Önder Yaman ise organize edilen yuvarlak masa toplantısında şunları söyledi: “Türk Androloji Derneği olarak erken boşalma konusunda Türkiye verilerini elde etmeyi ve cinsel sağlık konusunda halkımızı bilinçlendirmeyi amaçlıyoruz. Erken boşalma ile ilgili olarak da Sağlık Bakanlığı onay ve izni ile Türkiye’deki erken boşalma prevelans (görülme sıklığı) araştırmasını başlattık. 17 ilde ve 2700 çiftte halen devam eden bu çalışmanın sonuçlarının 2010 yılı başında tamamlanmasını bekliyoruz. Bu çalışma ile Türkiye’de erken boşalmanın görülme sıklığı ile ilgili verilere ulaşma imkanımız olacak.” dedi.

Antidepresan etkisi sorunu zorlaştırıyor

Türk Androloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu ise toplantıda erken boşalma tedavisinde Türkiye’de ruhsatlı bir ürün olmadığını ve bu konuda davranış tedavileri, topikal tedaviler, SSRI’ların (antidepresanlar) kullanılmakta olduğunu bildirdi. Bu ürünlerden antidepresanların kullanımlarının süreklilik gerektirmesinin ve yüksek oranda gözlenen yan etkilerin erken boşalma tedavisinde karşılaşılaştıkları zorluklar olduğunu dile getirdi.

Dapoksetinin sorunu çözecek

Prof. Dr. Kadıoğlu, erken boşalma tedavisinde kullanılmak üzere dapoksetin etken maddeli bir ilacın geliştirildiğini söyledi. İlacın İspanya, İtalya, Almanya, Avusturya, Portekiz, Finlandiya, İsveç, Güney Kore, Meksika ve Yeni Zelanda’da ruhsatlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kadıoğlu, Türkiye’de de ruhsat aşamasında olduğunu bildirdi. Dapoksetinin, 18-64 yaş arası erkeklerde erken boşalma tedavisi için geliştirilmiş kısa etkili bir selektif serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) olduğunu ve 2009 Avrupa Tedavi Kılavuzu’nda kanıta dayalı tıp verilerine sahip ve bu endikasyonda birinci tercih olarak önerilen bir ürün olduğunu iletti.

Prof. Dr. Kadıoğlu, dapoksetinin bir SSRI olmasına rağmen kısa sürede vücuttan atılması nedeni ile antidepresan özelliğinin olmadığını vurguladı. Dapoksetinin yarılanma ömrünün çok kısa olduğunu, 1.3 saatte etki edip, dolaşımdan süratle atılmasının en önemli özelliklerinden olduğunu belirtti. Vücuttan atılımı idrar yolu ile olan dapoksetinin, kısa sürede vücuttan atılması sayesinde diğer ilaçlar ile gözlenen yan etkilerin daha az sıklıkla ve kısa süreli gözlendiğini bildirdi. Dapoksetinin karaciğerde metabolize olma özelliği ile başka ilaçlarla etkileşiminin olmamasının sağlandığını iletti. Prof. Dr. Kadıoğlu ayrıca erken boşalma tedavisinde kullanılan ilaçların düzenli olarak kullanılması gerekirken dapoksetinin yalnızca gerektiğinde kullanıldığını söyledi.

Prof. Dr. Kadıoğlu, dapoksetin kullanımında ejakülasyon kontrolü hissinde anlamlı artma, hasta ve partnerde cinsel tatminkarlıkta belirgin artma, kişisel rahatsızlık/eşler arası rahatsızlık düzeylerinde azalma ve daha az yan etki bildirildiğini iletti. Dapoksetin ile yapılmış çalışmada ilacın 6 aylık bir kullanım sonucunda, 30 mg’lık günde bir kez kullanılan dapoksetin ile, boşalma süresi 1 dakikadan az olan erkeklerde boşalma süresinde 3 kat artış, 60 mg’lık günde bir kez kullanılan dapoksetin ile, boşalma süresi 1 dakika olan erkeklerde boşalma süresinde 3.5 kat artış gözlemlendiğini bildirildi.

Prof. Dr. Kadıoğlu, dapoksetinin hızlı emilim ve eliminasyonu, yan etkilerinin azlığı ve ihtiyaç halinde kullanım gibi özgün farmakokinetik özellikleriyle, yalnızca erken boşalma tedavisi için ruhsat almış ilk ve tek ilaç olduğunu belirtti.

Comments (1)

6 ayda 59 kilo verdi

Kapalı yöntem mide by-pass’ı ameliyatı olan 30 yaşındaki Resul Öksüz 6 ayda tam 59 kilo vererek 131 kiloya düştü.

İZMİR’de, morbid obezite (ölümcül şişmanlık) hastalarının aşırı kilolarından kurtulma formüllerinden biri olan ‘kapalı yöntem mide by-pass’ı’ ameliyatı olan 30 yaşındaki Resul Öksüz 6 ayda tam 59 kilo verdi. 190 kilodan 131 kiloya düşen Öksüz, bambaşka bir insan olduğunu belirtirken, bu yöntemi Türkiye’de ilk uygulayan Genel Cerrah Mehmet Görgün, “Bu ameliyatı görüntü için değil, hastaları şişmanlığın neden olduğu tansiyon, şeker, damar hastalıklarından kurtarmak için yapıyoruz” dedi. Dr. Görgün’ün görev yaptığı Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bu ameliyatı olmak için 50 kişinin sırada beklediği, yeni başvuranlara 3 yıl sonra sıra geleceği bildirildi.

En son 1999′da askere giderken tartının ibresinin 103 kiloyu gösterdiğini, ondan sonra ise her öğünde ‘birkaç kişilik’ yiyerek 200 kiloya dayandığını belirten evli, 1 çocuk babası işadamı Resul Öksüz, mide by- pas’ına neden ve nasıl başvurduğunu şöyle anlattı:

“5 yaşındaki oğlum Necdet’in birlikte güreşip oynama isteğini, aşırı kilolarım yüzünden, yerimden kalkamadığım için reddetmek zorunda kalıyordum. Bu çok ağırıma gitti. Üstüne üstlük yüksek tansiyon hastası oldum, diyabet riski çıktı. Şişmanlıktan uyku apnesi gelişti, yatağımda değil koltukta uyumak zorundaydım. Yıllarca diyet yaptım, 30- 45 kilo verdiğim dönemler oldu. Ama hepsini fazlasıyla geri aldım. Kilo vermek zor değil, korumak zordu. Gece kalkıp tatlı, pasta yiyordum. Şişmanlık yüzünden günde 4 tansiyon hapı içer hale gelmiştim. Sonunda kardiyolog Dr. Halil Halil bana kapalı yöntem mide by-pass’ı ameliyatını önerdi, Opr. Dr. Mehmet Görgün’e yönlendirdi. Bu ameliyatı Türkiye’de ilk yapan cerrah olan Görgün, bana nasıl yapılacağını, risklerini, öncesini sonrasını anlattı. ‘Sünnetin de riski var’ dedim ve karar verdim. İyi ki bu ameliyatı olmuşum. Midem küçüldü, sayesinde kilo verdim. Eskiden bir öğünde yediğimi şimdi üç günde yiyorum. Az yiyorum ama hem kilolarımdan kurtuldum hem de sağlıklıyım, tansiyon ilacım yarıma düştü. 12 Mayıs 2009 tarihinde ameliyat oldum. Üzerinden 6 ay geçti, 59 kilo verdim. Boyum 1.80, kilom 131. Bir yılın sonunda en kötü ihtimal 100 kilo olacağımı tahmin ediyorum. Zayıflama 2 yıl sonunda tamamlanacak ve ben daha şimdiden bambaşka bir insan oldum, kendimi çok keyifli, mutlu hissediyorum.”

74 BEDENDEN 56 BEDENE

Artık oğluyla güreşip, oynayabildiğini, işine yürüyerek gidip geldiğini, 74 beden olduğu dönemlerde üzerine birşey bulamayıp diktirmek zorunda kaldığını, şimdi ise butiklerden giyinebildiğini belirten Resul Öksüz, “Şimdi 56 bedenim. Eskiden istediğim bir model, renk giysi bulamazdım, ne gösterilirse onu almak zorunda kalırdım. Artık giyeceğimi kendim seçiyorum. Bu bile başbaşka bir zevk. Bu ameliyat sonrası yeme alışkanlığım da değişti, şimdi 40 kere çiğneyip yutuyorum. Bu sayede yemek yemeyi de öğrendim. Doktorlarıma çok teşekkür ederim. Oğlum da, eşim Özgür de sonuçtan çok memnun” dedi.

GÖRÜNTÜ DEĞİL SAĞLIK AMAÇLI

Türkiye’de kapalı yöntem by-pass ameliyatını ilk yapan cerrah olan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde görevli Opr. Dr. Mehmet Görgün, şişmanlığın dünyada sigaradan sonra en önemli ikinci ölüm nedeni olduğunu vurguladı. Ölümcül obezitenin ortaya çıkmaması için doğru beslenme ve egzersiz yapılması gerektiğini belirten Görgün, şunları söyledi:

“Morbid obezite ortaya çıktıktan sonra bununla mücadele etmek diyet, egzersiz programlarıyla çok kolay olamıyor, başarı oranları da çok düşük oluyor. Morbid obezite gelişen kişilerde hipertansiyon, şeker hastalığı ortaya çıkıyor, bazı kanserlerin görülme oranı artıyor, bel, diz ağrıları, uyku apnesi gelişiyor. Hastaların yaşamı için bunların düzeltilmesi gerekiyor. Bunu da kişiler diyetle, egzersizle başaramıyor. Biz son çare olarak ameliyatları öneriyoruz. Bu cerrahi yöntemlerden biri gastrik by-pass dediğimiz midenin ikiye bölünürerek, bir küçük bir büyük mide oluşturulması ameliyatı. Bunu kapalı yöntemle yapıyoruz, yani 4- 5 delikten girerek bu operasyonu gerçekleştiriyoruz.

Yemekborusunun hemen altında bir küçük çay bardağı kadar bir küçük mide oluşturuyor, bağırsak bağlantısı yapıyoruz. Yiyecekler bu küçük mideye geliyor, küçük olduğu için kişi çok az yiyerek tokluk hissi duyuyor. Bu yöntemle gıdalar hem sağlığa yetecek kadar az alınıyor, hem de gereksiz olan şeker, yağ gibi bazı maddelerin de emiliminde azalma sağlanıyor. İkili etkiyle çabuk, sağlıklı ve kalıcı bir kilo verimi sağlanıyor. Kilo veriminin kalıcı olması ortaya çıkmış tansiyon, şeker gibi problemleri düzeltiyor. Bunların düzelme oranı yüzde 80′lere varıyor, hastaların ilaçları kesiliyor. Eğer bunlar olmadan bir morbid hasta ameliyat olursa, bu ek hastalıklar ortaya çıkmıyor ve sağlıklı kaliteli bir yaşam söz konusu oluyor. Bizim amacımız hiçbir zaman görüntü sağlamak değil. O ikincil bir durum. Morbid obezleri bu ek hastalıklardan kurtarmak.”

3 YIL SONRAYA SIRA

Opr. Dr. Görgün, bugüne kadar bu yöntemle Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 85, bir o kadar hastayı da özelde ameliyat ettiğini söyledi. Tepecik Eğitim’de bu ameliyatı iki haftada bir, özelde ise haftada bir yapabildiğini belirten Görgün, “Tepecik’te hastaları kayıt ediyor, sıraya alıyoruz. 50 hasta başvurusu var” dedi. Yeni başvuran hastalara sıranın üç yıl sonra geleceğini söyledi.

Comments (1)

Kanseri önleyen 10 altın kural

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU 25 Kasım 2009

Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil

Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı

Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind

Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang

Uzmanlara göre her yüz kanser vakasının en az kırkını önlemek mümkün olabiliyor.

Özellikle “çevresel kanserojenler” diye bilinen kanser yapıcı faktörlerden uzak kalınabilirse birçok doku ve organ kanserinden korunmak kolaylaşıyor. İşte en tehlikeli kanser yapıcı çevresel faktörler…
Çevresel kanserojenlerin başında da sigara geliyor. Aslında sorunu sadece sigara olarak değil, “tütünden korunmak” olarak algılamak, pipo, puro, nargile ve benzerlerinin de kanser riski oluşturduğunu unutmamak lazım. Hayatın olmazsa olmazı diye bildiğimiz güneş ışınlarının da fazlası kanser yapıyor. şu veya bu şekilde maruz kalınabilen radyasyonun en önemli kanserojenlerden biri olduğu neredeyse yüz yıldır biliniyor. Ayrıca asbest radon gazı ve içme sularında bulunan fazla miktarda arseniğin de kanserojen olabileceği belirtiliyor. Bazı mikropların da kansere yol açabileceği yıllar önce anlaşıldı. Hepatit B virüsünün karaciğer, HPV virüsünün rahim ağzı, EB virüsünün bir tür lenfoma, helikobakter mikrobunun mide kanserine sebep olabileceği bilimsel olarak kanıtlandı.

KIRMIZIBİBERE DİKKAT

Yiyeceklere bulaşan bazı toksinlerin de tehlikeli olduğu biliniyor. Örneğin aflatoksin adlı zehirle kirlenen yiyecekler karaciğer kanserine yakalanma ihtimalini arttırıyor. Aflatoksin tehlikesi en çok kötü üretilmiş, depolanmış kırmızıbiberde var. Gıdalara karışan boyaların ve bazı katkıların da kanserojen olabileceği söyleniyor. Ayrıca gıda pişirme yönteminin de önemli bir faktör olduğundan kuşku duyulmuyor. Yakma derecesine kadar kızartılan kırmızı et, ekmek ve diğer besinler ile kalın bağırsak kanserleri arasında bir ilişki olduğu anlaşılıyor. Fazla miktarda alkol tüketmenin kansere yakalanmayı kolaylaştırdığı da uzun zamandır bilinen bir gerçek.
Çevresel kanserojenler konusunu daha da uzatmak mümkün ama burada önemli olan nokta yediğimiz içtiğimiz besinler, soluduğumuz hava, cildimize temas eden pek çok kimyasalın daha sonra ortaya çıkabilecek bir kanserin sebebi olabilmesi.
Bu nedenle kanserden korunmada risk azaltıcı bir program uygulamak son derece önemli. Yani hayatımızla ilgili bazı yanlışları düzeltmek, bazı önlemleri almak, bazı hataları tekrarlamamak ve bazı kurallara özen göstermek birçok kanseri önleyebiliyor.

İşte o kurallar

1. Sağlık taramalarını ihmal etmeyin. Düzenli sağlık kontrolleri kanserden korunmanın en etkili yoludur. Bu kontroller eğer genetik riskleriniz, yaşam tarzınız, besin seçimleriniz ve sağlık hikayeniz gözetilerek planlandığında pek çok kanseri erken dönemde yakalamak mümkün olabiliyor. Bugünün teknolojileri ile kalın bağırsak kanserini, prostat kanserini, akciğer kanserini, meme kanserini çok erken dönemde teşhis etmek mümkün.
2. Sigara içmeyin. Sigara içmek veya sigara dumanıyla kirlenmiş havayı solumak başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanserin hazırlayıcı nedeni. “Dumansız hava sahası” projesini daha da geliştirmek için elinizden gelen çabayı göstermenizde yarar var.
3. Kilonuzu izleyin. Kilo fazlalığı olanlarda kalın bağırsak, meme, prostat, rahim ve pankreas kanserine yakalanma olasılığı artıyor.
4. Beslenmenize dikkat edin. Daha çok sebze meyve yemek, doğal ve katkısız, organik beslenmeye dikkat etmek, zeytinyağını tercih etmek, bakliyat, süt ürünleri ve balık ağırlıklı beslenmek kanser riskini azaltıyor. Fazla miktarda kırmızı et yemenin kalın bağırsak kanseri yönünden risk oluşturduğu biliniyor. Özellikle renkli sebze ve meyveler antioksidan güçleri nedeniyle kansere yakalanma olasılığını azaltıyor.
5. Alkolü bırakın. Alkol kullanımını özellikle alışkanlık haline getirildiği ve abartıldığında başta kalın bağırsak ve karaciğer kanseri olmak üzere birçok kansere yakalanma olasılığını arttıran önemli bir risk faktörü.
6. Güneş ışığının fazlasına dikkat edin. Uzun süreli ve dikkatsiz güneşlenmek cilt kanserine yakalanma ihtimalini arttıran en etkili neden. Güneşten faydalanın ama güneşin yoğun olduğu saatlerde değil.
7. Bebeğinizi emzirin. Doğum yapan ve bebeğini emziren annelerde meme kanserine yakalanma riski azalıyor.
8. Stresinizi kontrol edin. Kontrolsüz stres kansere yakalanmayı kolaylaştıran önemli bir faktördür. Stres sorununa depresyon problemini de eklemekte fayda var. Uzamış depresyon kanser olasılığını arttıran bir faktördür.
9. Hareket edin. Aktif ve hareketli bir hayat sürmek yetmiyor! Ne yapıp etmeli günde ortalama on bin adım atmayı ihmal etmemelisiniz. Eğer bunu yapamıyorsanız 30 dakika süre ile dakikada 120 adım atacak şekilde bir egzersiz planı oluşturun. Bu size güne 4-5 bin adımlık bir avantajla başlama fırsatı verecektir.
10. Huzurlu biri olun. Aidiyet duyguları güçlü, inanç dünyası zengin, iç dengesi sağlam, beden ruh ilişkisi mükemmel, huzurlu, keyifli, kendi ile barışık insanların kansere yakalanma olasılığı daha az. Huzur kanserden korunmada en ucuz ve en etkili vitamin!

Hangi kanserler önlenebilir

· Kalın bağırsak kanseri
· Meme kanseri
· Prostat kanseri
· Akciğer kanseri
· Rektum-makat kanseri
· Cilt kanseri
· Rahim ağzı kanseri
· Mide kanseri

Bir düzeltme
İnsülin direnci veya başka bir nedenle METFORMıN tedavisinden yararlanmak eğer doktor kontrolü altındaysanız hamilelik döneminde de mümkün olabiliyor. Uyarısı için Dr. Mustafa Cesur’a teşekkürler…

Leave a Comment

Şişmanlığın şifresi çözülebilir mi

Bana sorarsanız boşuna beklemeyin, bu şifrenin çözüleceği yok! Çünkü zaten ortada şifre filan değil, karmaşık bir problem var. Şişmanlık veya kilo sorunu onlarca gen, yeme yanlışı, tembellik, yeni hayatın dayattığı yaşam tarzı değişiklikleri ve daha pek çok şeyin kesişme noktası.

Bu nedenle de Harvardlı hocamız Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in saptamalarına katılmamak mümkün değil. Odur, şudur, budur (!) ama kilo sorununun temelinde metabolik sorunlar vardır.

Gökhan Hoca diyor ki: “Kanınız sizin DNA’nızdır. Fakat metabolitlere, üretim artıklarına bakarsak onlar hem sizin, hem de vücudunuzdaki misafirlerin, yediğiniz malzemelerin toplam imzasıdır. İşin özü şu; aminoasitlerin bir araya gelip hayatı oluşturması için ilk olarak metabolik sistemin bir araya gelmesi gerekiyor. Dolayısıyla vücutta düşündüğünüz her şeyin altında metabolik denge var. Bu denge çalışmaya başlayınca ilk yapılması gereken de onu korumak. Korumak için de immun sistem -bağışıklık sistemi- karşımıza çıkıyor. Bu sistem metabolik olarak ağır maliyetleri olan bir şey. Özetle vücudu korumak gerçekten zor; tıpkı silahlı kuvvetleri savunmak gibi vücudu savunmanın da maliyeti yüksek. Eğer metabolizma enerji vermezse immun sistem de başarılı olmaz. Sonuç olarak metabolizma ile immun sistem -bağışıklık sistemi- arasındaki işbirliği verimsizleşir. Günümüzde artık bu ilişkinin de bir reforma ihtiyacı var.” Hocanın diline sağlık! Harvardlı ünlü bilimadamı Gökhan Odamışlıgil’in sözlerinin altına ben de imzamı atarım (Herkese Sağlık Dergisi/Kasım 2009).

Gökhan Hoca’nın saptamaları çok şeyi açıklıyor. Mesela “obezlerin Domuz gribi virüsüne daha kolay yakalanmaları ve hastalığı daha ağır geçirmeleri” de muhtemelen bağışıklık sistemlerinin bozuk oluşu ile ilgili bir durum. Kısacası metabolizmanın her şey olduğunu asla unutmamak gerekiyor. Sağlam bir metabolizma için de sağlıklı kiloyu korumak, düzenli ve yeterli bir uykudan taviz vermemek, egzersiz yapmak, sağlıklı ve dengeli bir beslenme tarzını ısrarla uygulamak ve tabii ki hijyen kurallarına eksiksiz uymak şart!

Metabolizmanıza dikkat edin. Bu dikkati bugünlerde daha çok gösterin.

HAFTANIN DİYET TÜYOLARI

in
* Düşük glisemik indeksli besinler (Şeker, un, nişasta yok! Paketlenmiş besinler yok! Doğal ve tam besinler ön planda…)
* Metformin kullanmak (Doktorunuzla konuşun.)
* Sık ve az yemek
* Yavaş kilo vermek
* Sirke ve limon suyunu daha çok kullanmak
* Her gün 30-40 dakika tempolu yürümek
* Yağı azaltılmış yoğurt
* Kefir ve yeşil çay içmek
* İşlenmemiş, doğal ürünler
* Küçük porsiyonlar
* Kuru fasulye (Miktarı abartmayın.)

Out
* Şok diyetler/hızlı kilo kayıpları
* Tatlandırıcılar
* Sibutramin kullanmak (Doktorunuzla konuşun.)
* Kilo kaybına destek ürünler (Elma, hoodia, yosunlar, lahana, acı biber hapları…)
* HCG iğneleri
* Aç gezmek
* Öğün atlamak
* Tatlı meyveler
* Diyet içecekler
* Akupunktur

CİNSELLİK

Cinsel ilişkide ideal süre ne

Cinsel ilişkide süre sorunu yaşadığını düşünenlere iyi bir haberimiz var. Aslında haber yeni değil ama bu soru o kadar sık soruluyor ki haberi size ulaştırmanın vakti çoktan geldi. Geçtiğimiz mart ayında Stockholm’de düzenlenen Avrupa Üroloji Birliği’nin yıllık toplantısında bir bildiri sunan araştırmacı Dr. Matt Rosenberg sağlıklı ve tatmin edici bir cinsel ilişkinin 7 ila 13 dakika sürdüğünü belirtiyor. Yani cinsel ilişkinin saatlerce sürmesi gerektiğini düşünenler muhtemelen yanılıyor.

DUYGUSAL YEME

Duygusal yeme ne anlama geliyor

Eğer karnınız tokken yalnızca duygusal bir neden (veya nedenler) sizde yeme içme isteği yaratıyorsa “duygusal yeme” sorununuz olabilir. Aslında bu sorun sıkıntılı, stresli, sinirli ya da üzüntülü olduğumuz, gerginlik, öfke atakları, beklenti kayıpları yaşadığımız dönemlerde zaman zaman hepimizde olabiliyor. Önemli olan kalıcı ve tekrarlayıcı hale gelmesi, daha da önemlisi kilo kontrolünü güçleştirmesi. Örneğin kendinizi farkında bile olmadan sık sık buzdolabının önünde bulmaya başladıysanız, gizli gizli bir şeyler atıştırmaktan hoşlanmaya başladıysanız, çok hızlı yiyor, neredeyse çiğnemeden yutuyor, kısa zamanda çok fazla yiyeceği bazen şuursuzca, bazen farkına bile varmadan midenize indiriveriyorsanız ve daha da kötüsü yedikten sonra sakinleşip rahatlıyorsanız duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

KARACİĞER YAĞLANMASI

Karaciğer yağlanması problemi siroza dönüşebilir mi

Karaciğer yağlanması karaciğer hücrelerinde aşırı miktarda yağ birikmesinin sonucudur. Karaciğerde yağlanma zannettiğimizden çok daha sık görülür ama müthiş bir yenilenme kabiliyeti olan bu organ çoğu zaman sorununu kendi kendine tedavi eder! Sık görülmesinin sebebi karaciğerin her türlü zedelenmeye yağlanarak yanıt vermesidir. İlaçlar, kimyasal maddeler, alkol fark etmez, karaciğer çoğu zararlıya yağlanarak yanıt verir. Sorun neden çok sık gündeme geliyor? Bunun birinci nedeni beslenme yanlışları ve kilo problemi. Özellikle yanlış karbonhidratların (şeker, un, nişasta) fazlaca tüketilmesiyle ortaya çıkan göbekten-gıdıktan yağlanma. Bu durumda karaciğer adeta bir yağ çuvalı haline geliyor.

Tıka basa yağla dolan karaciğer bu duruma önce bir süre dayanıyor. İş uzayınca hücresel bozulmalar kaçınılmaz hale geliyor. Karaciğer fonksiyonları bozuluyor ve kanda bunun işaretleri ortaya çıkmaya (SGOT, SGPT, GGT artışı) başlıyor. Eğer zamanında müdahale edilmezse sorun bir süre sonra kendini dokusal alanda da gösterebiliyor. Karaciğer yağlanmasının siroza dönüşüp dönüşmeyeceği konusu ise tartışmalı. Uzmanların çoğu bir siroz tehdidinin olabileceği düşüncesinde. Siroz tehdidi olsun olmasın hangi nedenle meydana gelirse gelsin karaciğer yağlanmasını tedavi etmekte fayda var.

DOKTOR-HASTA

Doktorunuzla tartışmaktan korkmayın

Sağlık sorunlarınız için yardım istediğiniz doktorunuza sadece sorunlarınızı aktarmakla yetinmeyin, kafanızı kurcalayan şeylere de doğru ve tatmin edici yanıtlar almaya çalışın. Bunu özellikle teşhis ve tedaviyle ilgili kuşkularınız olduğunda ihmal etmeyin. Çünkü doktorların doğru tanı koymaları her zaman mümkün olmayabiliyor. Hiçbir doktorun elinin altında bir hastalığın, nasıl takip edileceği, nasıl teşhis edilip nasıl tedaviye alınacağı konusunda standart bir metin yoktur. Ayrıca bir hastalık her insanda farklı bir seyir gösterebilir. Hocalar “doğru teşhis koymanın birinci maddesinin hasta ile kurulacak doğru iletişimden geçtiğini” bize daha yolun başında öğretirler. Onun için “hasta hikâyesini iyi dinlemek” teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bugün de çok önemlidir.

Yani doğru teşhis ve tedavide bizim kadar size de iş düşüyor: Hastalığınızın hikayesini iyi anlatmalısınız. “Nasıl başladı, neden başladı, nasıl bir seyir gösterdi, bugüne kadar neler yaptınız, hangi ilaçları kullandınız?” Bu soruların yanıtlarını doktorunuza gitmeden önce kısa notlar haline getirmelisiniz. Ayrıca iyileşmediğiniz zaman da çekinmeden doktorunuza geri dönmelisiniz. İyileşmemenizin nedenleri hakkındaki kuşkularınızı doktorunuzla paylaşmalısınız. Çünkü düşünceli ve işini iyi bilen bir doktor hastalarının anlattıklarını ve şüphelerini dikkatle dinleyen doktordur. Gerektiğinde muayenenizin tekrar edilmesini, testlerinizin tekrar gözden geçirilmesini hatta gerekiyorsa yeni testler istemesini doktorunuza söyleyebilirsiniz. Çünkü küçük bir yorum hatası, minicik bir unutkanlık, küçücük bir dikkatsizlik tedavisi imkansız bazı sorunlara yol açabilir. Doktorunuzla konuşmaktan, sorularınıza cevap istemekten, hatta tereddütlerinizi söylemekten çekinmeyin.

UYKU BASMASI

Uyku basması sorunu neyle ilgili olabilir

Bazı insanlar diğerlerine göre daha erken uyur. Bazıları daha yastığı görür görmez uykuya dalar. Bu durumların herhangi bir sağlık sorunuyla ilişkisi yoktur. Ama eğer gündüz saatlerinde hatta işbaşındayken uyuklamalarınız, uyku basmalarınız varsa sorunun arkasında bir sağlık problemi olabilir. Mesela solunum yetmezliğinin yol açtığı hipoksi, yani oksijen azlığı kronik tıkayıcı akciğer hastalığı olanlarda uyuklamaya yol açabiliyor. Gece nefes durmalarından yakınan “uyku apne”liler ve ileri düzeyde horlama şikâyeti olanlarda da bu sorun sık görülüyor. Kan şekeri düşmesi de uyuklamaya neden olabiliyor. Özellikle yemeklerden sonra gelişen uyuklama hali hipoglisemiye bağlı olabiliyor. İleri derecede şişman kişilerde de solunum yetmezliğine bağlı uyuklama, uyuya kalma hali ortaya çıkabiliyor. Pratik olarak uyuklamanın ya da uyku basması nöbetlerini sık yaşamanın en sık rastlanılan nedeni reaktif hipoglisemidir. Eğer uyuklama sorununa halsizlik, baş dönmesi, yorgunluk, kızgınlık ve öfke atakları, çarpıntı gibi şikâyetler eşlik ediyorsa sorunun reaktif hipoglisemiyle ilişkili olma ihtimali yüksektir.

Comments (1)

Göbek eriten diyet

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu 6 Aralık 2009

Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil

Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı

Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind

Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang

Göbek ve bel çevresinde biriken yağlar çoğu zaman metabolik bir soruna işaret eder. Bu kişilerin çoğunda insülin direnci sorunu vardır.

Az bir kısmında ise tiroid hormonlarının yetersizliği ya da böbrek üstü hormonlarının fazlalığı (Hipotiroidi veya Kuşing hastalığı) vardır. Çok daha seyrek olarak testosteron seviyesinin azalmasıyla birlikte antropoz dönemine girmiş erkeklerde de bel çevresi genişlemesi ortaya çıkabiliyor.

Özellikle son yıllarda göbeklenme ile karakterli kilo almaya erkekler kadar kadınlarda da rastlanıyor. Bunun başlıca nedeni glisemik yükü fazla yiyeceklerin eskisinden daha çok tüketilmesi. Ayrıca alkol kullanımın yaygınlaşması ve hareketsizlik de önemli faktörler.

Şekerli yiyecekler ve aşırı beyaz ekmek tüketimi arttıkça da göbek çevresi genişler. Şekerli meşrubatların (1 kutu kolalı içecekte 8-10 kesme şekere eşdeğer şeker olabiliyor) eskiye göre çok daha fazla içilmesi de ciddi bir faktördür. Cips, gofret ve benzeri atıştırmalar, ayaküstü yenen yiyeceklerin çoğu, özellikle fast food menüler sorunu patlama noktasına taşımıştır. Yiyecek listesinde beyaz pirinç, börek, çörek, kurabiye, patlamış mısır ve patates kızartmasının oranı arttıkça göbek bağlayan insanların sayısı da artacaktır.

NE YAPMALI?

Göbek çevresinde biriken yağları eritmenin yolu öncelikle sorunun arkasında yatan insülin direnci, hipotirodi, Kuşing hastalığı gibi sağlık problemlerini çözmekten geçiyor. Ayrıca beslenme yanlışlarından vazgeçmek de şart. Eğer göbeklenme sorununa veda etmek istiyorsanız bol bol sebze yemeye, tam tahıllar ve bakliyatlardan daha çok yararlanmaya, yağsız kırmızı et, beyaz et, yağsız süt ve süt ürünleri ağırlıklı bir beslenme planı oluşturmaya çalışın. Pasta, kek, kurabiye ve benzeri hamur işlerinden, yağlı ve unlu ürünlerden (börek, poğaça, açma), hazır paketlenmiş atıştırmalıklardan (grisini, cips, gofret), çok tatlı meyvelerden ve konsantre meyve sularından, meşrubatlardan, krema, mayonez, kaymak ve benzeri yağlı yiyeceklerden, alkolden kesinlikle uzak durun. Hayatınıza yeniden hareket katmayı, her gün ortalama 8-10 bin adım atmayı unutmayın…

Beslenme konusu abartılıyor mu?

Son günlerde neredeyse televizyonların bütün kanallarında tam bir bilgi karmaşası yaşanıyor. Konu beslenme-bağışıklık sistemi ilişkisi. Doğru beslenmenin bağışıklık sistemini güçlendirmede temel oyunculardan biri olduğu doğru. Bu doğru da öncelikle kötü beslendiğiniz, daha doğrusu yeteri kadar besin temin edemediğiniz durumlar için geçerli. Yani özellikle şu veya bu besini yiyip içerek bağışıklık sistemini 3-5 günde güçlendirivermek sanıldığı kadar kolay bir şey değil.

Narın, domatesin, kefirin, yoğurdun, portakalın ya da kırmızı etin bağışıklık sistemine faydalı olabileceği doğru bir düşüncedir ama herhangi bir besinin bu sistemin şu veya bu oyuncusunu doğrudan etkilediğini gösteren ciddi bir araştırma yoktur. Yapılması gereken sebzeyi, meyveyi, tahılı, bakliyatı ve hayvansal kaynaklı yiyecekleri içecekleri (et, balık, tavuk, yumurta, süt ve süt ürünleri) dengeli bir şekilde tüketmekten ibarettir.
DYT. GÜNEŞ AKSÜS

Bizi ne şişiriyor

Kliniğimizde geçen hafta yaptığımız haftalık değerlendirme toplantısında diyet uzmanlarımızdan birinin hazırladığı küçük bir not dikkatimi çekti. O not kilo programına devam eden hastalardan birinin verdiği bilgilerin özetiydi. Bilgi notunda yukarıdaki soruya şu yanıtlar verilmiş: Meşrubatlar, dondurma, çikolata, unlu tatlılar, alkol, pizza, fast food besinler, gofret ve bisküviler, cipsler, kuruyemişler. Haksız değil!

Kanser vitamin ilişkisi

Herhangi bir organ ya da doku kanserine yakalananların aklına takılan sorulardan biri de herhangi bir vitamin desteğinden faydalanmalarının gerekip gerekmediği, böyle bir destek alacaklarsa nasıl bir yol izlemelerinin lazım geldiğidir.

Bu konuda yazılıp çizilen pek çok şey olsa da üzerinde fikir birliğine varılmış ortak noktalar pek azdır. Hatta bilgisiz ve dikkatsiz davranıldığında vitamin-mineral desteği alacağım derken sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmek bile mümkündür. Özellikle internet ve basındaki bilgilerle bu süreci yönetmek ise son derece sakıncalıdır. Böyle bir durum ile karşılaşanların yapmaları gerekenin “kendilerini izleyen hekimle konuşmak ve onun vereceği yol haritasını uygulamak olmalı” diye düşünüyorum.
DYT. NİLÜFER BAYRAM

Reflüde ameliyat

Kuvvetli asit baskılayıcı ilaçlarla tedavi öncesinde ciddi reflü vakaları için ameliyatlar sıkça kullanılırdı. Ancak etkin tedaviler sonrası cerrahinin rolü değişmiştir. Anti reflü cerrahi hiatus hernisi (mide fıtığı) olanlarda ve alt özofagus sfinkterini kuvvetlendirmede kullanılmaktadır. En sık kullanılan cerrahi yöntem Nissen fundoplikasyonudur.
Cerrahinin sonuçları iyi olsa da yutmada güçlük, gaz ve şişkinlik hissi, sinir yaralanmasına bağlı ishal gibi bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bu nedenle hasta seçimi çok önemlidir. ılaçların iyi geldiği genç hastalarda ameliyat kararını hasta, gastroenterolog ve cerrah birlikte almalıdır. Ameliyat öncesi gerekli özel testler mutlaka yapılmalıdır.
PROF. DR. EROL AVŞAR

Menopoz yakın mı: Nasıl anlaşılır?

Adetten kesilmeden önce östrojen hormonundaki iniş-çıkışlara bağlı olarak adet düzensizliklerinin yaşandığı bir dönem vardır. Bu dönem her kadında değişken olmakla beraber 40’lı yaşlarda başlar, yıllarca sürebilir. Yumurtlama zamanının değişken olması, bazen de yumurtlama olmadan geçen periodlar nedeniyle adetler bazen sık, bazen seyrek, bazen kısa bazen uzun veya fazla, bazen de az olabilir.
Menopoz öncesi dönemde uyku bozuklukları ve değişik şiddetlerde, aralıklı sıcak basmaları yaşanabilir. Depresyon veya sinirlilik dönemleri görülebilir, cinsel isteksizlik başlayabilir. Östrojen seviyeleri düşmeye devam ettikçe vajinal kuruluk, idrar ve genital yol iltihaplarına eğilim artar, hatta kemik yoğunluğunda azalma ve kötü kolesterol yükselmesi başlayabilir. Âdetin 3. gününde yapılan hormon testleri, tiroid fonksiyon testleri ve gerekirse yumurtalık rezervini gösteren testler teşhise yardımcı olur.
Bu dönemde bütün testler ve muayeneler, gerekirse biopsiler yapıldıktan sonra, adetleri düzenlemek için progesteron tedavisi yararlı olabilir, Doğum kontrol hapları da hem adeti düzenler, hem sıcak basması ve vajinal kurulukta yardımcı olurlar. ılaç tedavisinden fayda görmeyen aşırı kanamalarda Progesteron içeren spirallerden yarar görülebilir veya rahim içerisinin kürtajla temizlenmesi, histeroskopi ile rahim iç tabakasının pişirilerek veya soyularak ortadan kaldırılması gerekebilir.
DR. ERHAN CANKAT

Leave a Comment

Cilt Kanserleri

Cilt kanserleri özellikle erkeklerde en sık rastlanan kanser tipidir.

Cilt kanseri her yıl sayılarda görülen artışla beraber İngiltere’de en sık rastlanılan kanser türlerinden biridir.

Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir.

Ultraviole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt Kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir.

En çok risk altında olanlar

— Açık tenliler,
— Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar,
— Çok fazla sayıda – beni – olanlar ve bunların değişik şekil ve boyutta olması,
—Ailesinde cilt kanseri bulunanlar,
— Açık havada çalışmak ve eğlenmek için çok fazla zaman geçirenler,
— Ekvatora yakın, yüksek rakımlı veya yıl boyunca şiddetli güneş ışığına maruz kalanlar. Bunların dışında,
— Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları,
— Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar,
— Katran, zift, arsenik vs. gibi kimyasal karsinojen maddelere kronik şekilde maruz kalma,
— Kronik mikro travmalara maruz kalma gibi nedenlerle de deri kanserleri gelişebilir.

TİPLERİ NELERDİR?

1. Epidermisteki bazal hücrelerden kaynaklanan Bazal Hücreli Kanser (BCC)
2. Skuamöz hücrelerden kaynaklanan Skuamöz Hücreli Kanser (SeC)

3. Melanin hücrelerinden kaynaklanan Malign Melanoma (MM)

BCC; en sık rastlanan cilt kanseridir. Yavaş seyreder. Nadiren başka bölgelere yayılır. Eğer tedavi edilmez se cilt altına ilerleyip kemik ve diğer dokulara atlayabilir. Bu açıdan en tehlikeli olanları göz çevresindekilerdir. BCC nadiren hayatı tehdit eder.

SCC; sık rastlanan diğer bir cilt kanseri tipidir. Dudaklar, yüz ve kulaklarda sık rastlanır. Lenf bezlerine bazen de iç organlara yayılabilir. sce eğer tedavi edilmez se hayatı tehdit eder duruma gelir.

Cilt kanserlerinin üçüncü tipi olan malign melanomalara daha az rastlanır. Ancak özellikle güneşli bölgelerde yaşayanlarda sıklığı giderek artmaktadır. Cilt kanserlerinin en tehlikeli tipidir. Ancak erken teşhis edilirse tam olarak tedavi edilebilme şansı vardır. Teşhis ve tedavide gecikme genellikle ölümcül olmaktadır.

Önlemler

• En iyi korunma yöntemi güneş ışığına uzun süre maruz kalmamaktır.
• Bronzlaşana kadar güneşlenmek zorunda değilsiniz. Yürüyüş yaparken, alışveriş esnasında ya da camların açık olduğu anda araç kullanırken yeteri kadar güneşten yararlanabilirsiniz.
• Günün hangi saatinde nerede olduğunuz da önemlidir. Nisan la Ekim arasında günün belirli saatlerinde UV radyasyon yoğunluğunda artış gözlenir.
• Kendinizi ve çocuklarınızı korumanız için yapmanız gerekenler:
• 11.00 ile 15.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçının
• Geniş gölgelikli bir şapka ve güneş gözlüğüyle dışarı çıkın
• Düzenli olarak yüksek faktörlü koruyucular kullanın
• Yüksek ateşi önlemek için bol miktarda su için
• Güneş lambaları ya da yatakları kullanmaktan kaçının.

Tedavi Tedavi kanserin tipine, büyüme evresine, yerleşim yerine göre değişmektedir.
Eğer kanser küçük ise işlem ayaktan, lokal anestezi altında kolayca yapılabilir. Bu küçük ve az tehlikeli tiplerde kazıma (küretaj) veya elektrik akımı ile kanser hücrelerini yoketme (dessikasyon) işlemleri de yapılabilir. Ancak bu metotların tedavi açısından güvenilirliği az, iz bırakma ve deformasyon yapma ihtimalleri fazladır.
Kanser büyükse, lenf nodlarına veya vücudun başka bir bölgesine yayılmışsa büyük cerrahi işlemlere ihtiyaç duyulabilir.
Cilt kanserlerinde muhtemel diğer tedavi seçenekleri kriyoterapi (kanser hücrelerinin dondurularak tahrip edilmesi), radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (antikanser ilaçların verilmesi)’dir.
Tedaviye başlamadan önce bu yöntemleri doktorunuzla beraber değerlendirmeli ve Aşağıdaki sorulara cevaplar aramalısınız.

— Tümörün yok edilmesi açısından hangi tedavi yöntemi daha güvenlidir?
— Hangi seçenek size daha uygundur?
— Sizdeki kanser tipi için ne kadar etkilidir?
— Olası riskleri ve yan etkileri nelerdir?
— Beklediğiniz fonksiyonel ve kozmetik sonuçlar ne kadar elde edilebilir?

Kaynak: Turk.net

Comments (3)

Kolon Kanseri

Sindirim sisteminde ince bağırsaklardan sonra gelen yaklaşık 1,5 – 2 metre uzunluğundaki kısım kolon yani kalın bağırsaktır; bunun son 15 cm.’lik bölümüne rektum adı verilir. Kalın bağırsak ya da kolon ve rektum kanserleri, özellikle gelişmiş batı ülkelerinin önemli bir sağlık sorunudur; A.B.D., Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya v.b. ülkelerde toplumda görülme sıklığı yüz binde 40-60 arasında değişmektedir. A.B.D.’de yılda yaklaşık olarak 150,000, Avrupa’da 170,000 tüm dünyada ise yaklaşık olarak yılda bir milyon yeni vaka görülmektedir. Yaşam süresi boyunca toplumda her 50 kişiden birinde kolorektal kanser oluşmaktadır. A.B.D.’de tüm yeni kanser vakaları içinde görülme sıklığı erkekte ve kadında % 11 oranı ile üçüncü sırayı almaktadır.

Risk faktörleri nelerdir?

Kalın bağırsak kanserlerinin oluşumunda bilinen belli başlı risk faktörleri şunlardır:

• 50 yaş ve üstünde olmak,
• Ailede kalın bağırsak kanseri bulunması,
• Kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık veya rahim kanseri geçirmiş olması,
• Kolonda poliplerin varlığı,
• Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bir barsak hastalığının bulunması,
• Çevresel faktörler: Hayvansal yağ ve kırmızı etin (özellikle sığır, domuz ve kuzu eti) sık tüketimi, lif (fiber)’den fakir gıdalarla beslenme, obezite, aşırı kalori alımı ve düşük fiziksel aktivite, aşırı sigara ve alkol tüketimi.

Belirti ve bulguları nelerdir?

• En önemli belirti dışkılama alışkanlığında değişme gözlenmesidir; bu, ishal ya da kabızlık şeklinde olabilir.
• Dışkıda kanama bulunması,
• Dışkının kalem gibi incelmesi,
• Sık tuvalete gitme ihtiyacı, fakat yetersiz dışkılama,
• Aralıklı, bazan kolik tarzında karın ağrısı, gaz sancıları,
• Nedeni bilinmeyen kilo kayıpları,
• Kansızlık, kendini aşırı yorgun hissetme,
• Bulantı ve kusma.

Tanı nasıl konur, hangi tetkikler yapılır?

• Öncelikle hastanın doktora başvurması ve çok iyi bir fizik muayene yapılması gereklidir. Daha sonra sırasıyla aşağıdaki testler yapılır;
• Dışkıda gizli kan incelenmesi. Son derece basit bir testtir, hastanın özel kartlar üzerine alacağı küçük miktarda dışkı örnekleri laboratuarda incelenir.
• Radyolojik tetkikler (çift kontrastlı kolon grafisi, bilgisayarlı tomografi v.b.)
• Laboratuar tetkikleri (tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler). Bunların arasında CEA (karsinoembriyonik antijen) tetkiki kalın bağırsak kanserlerinde kanda yükselebilen ve tanıya yardımcı olan testlerden birisidir.
• Kesin tanı için endoskopik tetkikler (rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi) ve biyopsi (görülen lezyondan parça alınması ve patolog tarafından incelenmesi).

Tedavisi nasıldır?

Kalın bağırsak kanserlerinin standart tedavisi cerrahidir, yani tümörlü bölge çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte çıkarılır. Bu konu çok önemli olup hayati önemi vardır. Yapılan çalışmalar, onkoloji prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu göstermiştir. Kolon kanserinde ameliyattan sonra hastalığın evresine göre ek, koruyucu kemoterapi uygulanır. Örneğin, tümörün bağırsağa komşu lenf düğümlerine sıçradığı evre III vakalarda adjuvan kemoterapi artık tüm dünyada standarttır. Rektum kanserlerinde, anüse çok yakın tümörlerde anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek (kolostomi torbaları ile) bazen kaçınılmazdır. Ancak son yıllarda ameliyat öncesi radyoterapi ile birlikte kemoterapi uygulanması anüsün korunmasını önemli ölçüde sağlayabilmektedir. Diğer organlara yayılmış (metastatik) hastalarda, hastanın genel durumuna, yaşına, hastalığın yaygınlık derecesine bağlı olarak her üç tedavi yöntemi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) devreye girebilmekte ve hastaların yaşam süresi uzatılmaktadır. Son birkaç yılda bulunan hedefe yönelik yeni biyolojik ilaçlar (bevacizumab, cetuximab) sayesinde tedavide başarı oranı artmıştır.

Hastalıktan nasıl korunulur?

Kolon kanserine yakalanmamış bireylerin korunmasında sebze, meyve ve tahıllar gibi lifli gıdaları fazla tüketmek, yeterince kalsiyum ve D vitamini almak önerilir. Ancak bunların yanı sıra ikincil korunma önlemi olarak tarama testleri ile erken tanının ayrı bir önemi vardır. Bunun için, her iki cinste 50 yaşından başlamak üzere,
• Her yıl dışkıda gizli kan tetkiki, 5 yılda bir rektal muayene ve rektosigmoidoskopi ya da,
• Her 10 yılda bir rektal muayene ve tam kolonoskopi veya,
• Her 5-10 yılda bir çift kontrastlı kolon grafisi ve rektal muayene önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri olan bireylerde tarama testlerine daha erken yaşta başlanmalıdır.

Başvurulacak Kaynaklar
1. Cancer Facts and Figures 2004. pp. 10, American Cancer Society. www.cancer.org
2. Giovannucci E, Rimm EB, Stampfer MJ, et al: Intake of fat, meat, and fiber in relation to risk of colon cancer in men. Cancer Res, 54(9):2390-7, 1994.
3. www.cancer.gov/cancertopics/pdq/treatment/colon/patient

Kaynak:Tıbbi Onkoloji Derneği

Leave a Comment

Lösemiler

Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100′den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci olarak, bu tür özellikler taşıyan hücreler aşırı bir miktarda çoğalmaya devam eder.
Lösemi kan hücrelerinin kanseridir. Lösemiyi anlayabilmek için normal kan hücrelerini ve lösemi ortaya çıkınca nelerin değiştiğini kısaca gözden geçirmek gerekir:
Lösemi, vücut tarafından, çok fazla sayıda, anormal beyaz kan hücrelerinin üretilmesi sonucu oluşan bir kanser türüdür.
Lösemi hücreleri oluşur oluşmaz aşırı derecede soluk soluğa kalma, çürük oluşumu gibi hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

Kanser tek hastalık değil, hücrelerin, işlev görmelerini engelleyecek şekilde anormal düzeyde çoğaldığı bir hastalık grubudur. Kandaki beyaz hücrelerin kanseri olan lösemi, bu gruptaki hastalıklardan biridir. Lösemi, kemik iliğinde başlar ve vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Bu hastalık hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Nedeni kesin bilinmemektedir.

Nedenleri

Löseminin sebebi bilinmemektedir ve bu alandaki araştırma devam etmektedir. Bazı faktörler riski arttırmaktadır.

Akut lösemi için risk faktörleri

• Radyasyona maruz kalma
• Benzene maruz kalma
• Sigara kullanma
• Bundan önceki kanser tedavileri
• Bazı kan hastalıkları
• Bazı genetik koşullar

Kronik lösemi için risk faktörleri

• Yaş
• Cinsiyet
• Aile geçmişi
• Elektromagnetik alanlara maruz kalma

Lösemi Tipleri

• Akut lenfositik lösemi- Löseminin bu tipi, kemik iliğindeki lenfosit adı verilen hücrelerden gelişir; hücreler hızla çoğalır ancak uygun şekilde olgunlaşmaz. Bu hastalık, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilmesine karşın, çocuklarda daha sıktır (çocukluk çağındaki lösemi vakalarının yaklaşık yarısı).

• Kronik lenfositik lösemi- Bu lösemi tipi de lenfositlerden gelişir. Hücreler olgun görünümdedir, ancak bazıları normal değildir. Hücreler çok uzun süre canlı kalarak lökositlerin artmasına yol açar. Bu tip lösemi neredeyse daima erişkinlerde görülür ve bu toplulukta en sık rastlanan lösemidir.

• Akut miyeloid lösemi- Bu hastalık, iki tip lökositten gelişir (granülosit ya da monosit). Çocuklarda ya da erişkinlerde görülebilir.

• Kronik miyeloid lösemi- Miyeloid löseminin başka bir şeklidir; bu tip lösemide lökositler (granülositler ya da monositler) anormal gelişir. Bu hastalık çocuklarda çok enderdir, ancak erişkinlerde daha sık görülür.

Belirtiler

Löseminin sık rastlanan belirtileri, ateş, üşüme, güçsüzlük ve yorgunluk, iştah ya da kilo kaybı, lenf düğümlerinin şişmesi ya da hassasiyeti, hafif travmalarla çürüme ya da kanama olması, dişetlerinde şişlik ya da kanama, gece terlemesi ve kemik ya da eklem ağrılarıdır. Belirtiler başlangıçta hafif olup giderek şiddetlenebilir. Bu tür belirtiler fark ettiğinizde doktorunuza başvurun.

Teşhis

Eğer lösemiden şüphelenildiyse test yapılmak üzere hastaneye yönlendirilirsiniz. Tıbbi durum ve belirtilerinizi saptayacak bir hematolog ile görüşürsünüz. Akut lösemili olmanız durumunda kan testleri, kemik iliği testi ve akciğer röntgenine başvurulur.

Kronik löseminin teşhisi DNA analizi, ultrason ve doku taramasında ilave edildiği benzer testler içerir,

Tedavi

Günümüzde lösemi tanısı konulan gerek erişkinler gerekse çocuklar tedavi edilebilmekte ve birçoğu iyileşebilmektedir. Genellikle uygulanan tedaviler şunlardır:

Kemoterapi- Kanser hücrelerini öldürmek amacıyla, damardan ya da ağız yoluyla ilaç verilmesidir; bu yöntem, löseminin neredeyse her tipinde temel tedavidir.

• Biyolojik tedaviler- Löseminin biyolojisini etkileyen ilaçlardır; bazı lösemi tiplerinde interferon ve Gleevec kullanılmaktadır; halen başka ilaçlar da geliştirilme aşamasındadır.
• Radyoterapi- Kanser hücreleri yüksek enerjili ışınlarla öldürülür.
• Kemik iliği nakli- Yüksek dozda kemoterapiden sonra, tedavi öncesinde hastanın kemik iliğinden ya da bir vericiden elde edilen sağlıklı hücreler, kemoterapi sırasında kaybedilen sağlıklı hücreleri telafi etmek üzere hastaya nakledilir.

Başarılı tedaviden sonra kanserin tekrar ortaya çıkmadığından (nüks) emin olmak ve tedavinin kısa ve uzun dönemli yan etkilerini kontrol etmek için, lösemi tedavisi gören hastaların düzenli aralıklarla izleme muayenesi yaptırmaları gerekir.

Kaynak: Turk.net

Leave a Comment

Mide Kanseri

Mide, sindirim sisteminin bir parçasıdır ve karnın üst sol kısmında diyaframın altında bulunur. Üst ucu yemek borusu ile bağlantılıdır, alt ucu ise, adına kapıcı dediğimiz, halka şeklindeki kapama kasları ile onikiparmak bağırsana bağlıdır.

Midedeki kötü huylu tümörler genellikle mukoza zarında gelişir ve % 95 oranında bez epitelinden (adenokarsinom) yola çıkar. Skuamöz epitel karsinomlar, lenfomlar – yani lenf dokusunda gelişen kanserler – ve kas yapısında gelişen sarkomlar daha ender görülür.

Hastalığa yeni yakalananların yılda toplam olarak yaklaşık 20.000 kişiyi bulduğu mide karsinomu, erkeklerde en sık görülen beşinci, kadınlarda ise en sık görülen dördüncü kötü huylu tümördür.

Mide Kanserinin nedenleri:

• Mide kanserinin oluşumunda beslenme alışkanlıkları önemli bir rol oynamaktadır.
• Beslenmeye dayalı iyi bilinen risk faktörleri; çok tuzlu yemeklerin sıklıkla yenilmesi ve taze meyve ve sebzenin az tüketilmesidir.
• Izgarada pişirilmiş, tütsülenmiş ve tuzlu salamura gıdaların sıklıkla yenmesi de riskli olabilmektedir. Izgara ve tütsüleme esnasında tam olmayan yanma sonucu kanseri tetikleyen maddeler oluşmaktadır (kanserojenler). Et ürünlerinin salamurası (tuzlama) yapılırken nitrat tuzları ve nitrit tuzları kullanılmaktadır. Bunlar, ısıtma esnasında veya mide içinde Nitrosaminleri oluştururlar ki, bunlarda kuvvetli birer kanserojendir. Nitrosaminler gıdaların bakteri veya mantarlarla teması esnasında da oluşabilmektedir.

Yukarıda bahsi edilen mide karsinomu vakalarındaki gerilemenin nedeni, soğutucu ve dondurucu araç ve gereçlerin (buzdolabı, derin dondurucu) genel olarak daha sık kullanılmaya başlanması ve taze meyve ve sebzenin daha kolay tedarik edilebilmesine dayandırılabilir. Tuzlamak gibi konservasyon metodları (yiyeceklerin bozulmasını önlemek) son on yıllarda dondurucu ve soğutucular ve/veya vakumlu steril ambalajlar sayesinde geri planda kalmıştır.
• Mide kanseri, kronik bir mide mukozası iltihabı şekli olan ve mide ülserinde sıklıkla ortaya çıkan helicobacter pylori bakterisinin sebep olabileceği atrofik gastritis ile bağlantılı olabilmektedir. Helicobacter enfeksiyonu ile mide kanseri arasında yakın bir bağlantı olasılığının çok olduğu kabul edilmektedir. Büyük bir olasılıkla midenin helicobacter ile uzun süreli bir istilası (enfeksiyonun çocuk yaşta gerçekleşmesi) daha yüksek bir risk oluşturmaktadır, bu nedenle yetişkin yaşta bu bakterinin ortadan kaldırılması rizikonun azaldığı anlamına gelmemektedir.
• Sigara ve aşırı alkol tüketimi risk faktörü olarak kabul edilmektedir, çünkü bunların tüketimi büyük bir olasılıkla mide mukozası iltihabına yani gastrite neden olabilmektedir. Adenomatöz mide polipleri de (mukoza bezlerinde başlangıçta iyi huylu oluşumlar) mide kanseri hastalığı için risk faktörleri arasındadır.
Örneğin bir ülser hastalığı nedeniyle midenin kısmen alınması da (günümüzde ender olarak uygulanmaktadır) mide kanseri riskini arttırmaktadır.
• Kalıtım yoluyla alınan genler de mide kanserinin oluşmasını destekleyebilir. Ancak burada iki tür mide karsinomu biribirinden ayrı tutulmalıdır: Biri, öncelikle sınırlı olarak büyüyen intestinal tür, diğeri ise difüz tür olanıdır ki, bu türü daha kötü huylu olup hızla çevredeki dokuları sarar. İntestinal türde daha çok beslenme faktörleri ön planda olurken, difüz türde genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır.

Belirtiler

En sıklıkla,
• Hazımsızlık
• İştahsızlık
• Yemeklerden sonra şişkinlik hissi
• Kusma
• Yorgunluk
• Bağırsak işlevinde kan yada siyah dışkı
• Kilo kaybı

Teşhis

En emniyetli ve kesin sonuç veren muayene şekli, mikroskop (Histoloji) ile ayrıntılı incelemenin yapılması için doku örneklerinin de alınmasını sağlayan, daha önce bahsi edilen, mide içinin gözetlenmesidir (gastroskopi). Kuşkulu bölgenin derinlerinden ve kenarlarından alınan örnekler, olası kanserin mide duvarına ne kadar yayıldığını tespit etmeye yarar. Kontrast maddelerle mide ve bağırsaklara uygulanacak ilave bir röntgen muayenesi, mide duvarının geniş alanlarını da inceleme imkanı verir.

Tedavi

Mide kanserinde ameliyat, en önemli ve en belirleyici tedavi önlemidir. Buna ilave olarak kemoterapi ve bazı durumlarda ışın tedavisi (Radyoterapi) de uygulanmaktadır.

Tedaviden sonra ne oluyor?

Tedavinin tamamlanmasından sonra, yani ameliyattan sonra, erişilebilecek en iyi netice olarak, hastalar tümörlerinden tamamen kurtulmuş olurlar. Bundan sonraki tıbbi kontrolün amacı, tedavinin istenmeyen sonuçları ile olası bir geri dönüşü yani hastalığın olası yeniden nüksetme halini tespit etmektir. Genelde tedavi sonrası kontroller ilk zamanlar 3 ayda bir yapılır, 2 yıldan sonra ise 6 ayda bir gereklidir. Muayene normalde vücudun incelenmesini, laboratuar testlerini, röntgen ve ultrason muayenesini ve midenin bir bölümü alınmış ise bir de gastroskopiyi kapsar.

Kaynak: Turk.net

Leave a Comment

Meme Kanseri

Meme kanserinin en yaygın belirtisi memede ağrısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar, ve akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzere göğüs ucu belirtileri yer almaktadır. Tedavisi en kolay olan erken evredeki meme kanserleri tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir. Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır.

Erken tanı için temelde önerilen birbirlerini tamamlayıcı üç yöntem vardır;

Kişisel (Kendi kendine yapılan) göğüs kontrolleri
Klinik (Doktor tarafından yapılan) göğüs kontrolleri
Mamografi

Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzere klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak daha sonraki mamogramlarınıza referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamografi çektirerek saklamanız önerilir Aile tarihçesi, ırk, ilk adet yaşı, çocuk sayısı gibi pek çok faktör kadınların meme kanseri için yüksek
risk taşıyıp taşımadığını belirler.

Aşağıdaki sorulara verilen cevaplar meme kanseri riskinin belirlenmesine yardımcı olabilir.

İlk âdetinizi 12 yaşından önce mi gördünüz?
İlk çocuğunuza 30 yaşından önce mi sahip oldunuz?
Anneniz veya varsa kız kardeşiniz meme kanseri hastası mı?
Meme kanseri olmuş kızınız var mı?
Daha önce hiç göğüs biyopsisi yaptırdınız mı?
Bu biyopsilerinizin sonucunda kanser öncesi hücrelere rastlandı mı?
Bu biyopsilerinizin sonucunda erken (yayılmamış) kansere rastlandı mı?

Aşağıda temel risk kategorileri ve temel risk kategorisi olduğu düşünülen bazı risk faktörleri yer almaktadır.
Yaş
Genetik
Kişisel tarihçe
Aile tarihçesi
Biyopsi sonucu habis olmayan oluşumlar tespit edilmesi
Adet görmeye başlama yaşı
Gecikmiş doğum
Alkol
Sigara
Yemek alışkanlıkları
Kilo
Önceki radyoterapiler
Hormon tamamlayıcı tedavi (HRT)
Evreler (Evrelar)

TNM Evreleme Sistemi:
Kanserin evrelendirilmesi amacı ile TNM sistemi geliştirilmiştir. Burada T tümörün boyutunu, N lenf benzlerinin durumunu ve M ise kanserin metastaz(sıçrama) yapıp yapmadığını belirtir.

Kanser Evrelerinin Numaralar İle Belirlenmesi:
Kanserin evresini, tümörün boyu ve kanserin yayılımı tanımlar. Evrelendirme sisteminde Evre 0 ile 4 arasında bir rakam ile belirtilir.

Evre 0: Aynı zamanda ‘in-situ’ olarak da adlandırılır. Evre 0, olan kanserler yerlerinde kalmış ve çevre dokulara sıçramamış kanserlerdir. Klinik kontrollerde tanısı konan kanserlerin yaklaşık olarak %15 ila %20’si Evre 0 kanserlerdir. Evre 0 kanserler oluştukları yerlere göre ikiye ayrılırlar, eğer süt bezlerinde (lobes) oluşmuşlarsa Lobular carcinoma in situ yada kısaca LCIS, eğer süt kanallarında oluşmuşlarsa ductal carcinoma in situ yada kısaca DCIS olarak adlandırılırlar.

Evre1 : Orijinal tümör 2cm yada daha küçüktür ve kanser lenf bezlerine sıçramamıştır. Evre1 kanser tedavisi için genellikle izlenen iki yöntem vardır. Meme koruyucu tedavi: lumpektomi (kanserli kitlenin etrafında bir parça sağlıklı göğüs dokusu ile birlikte alınması) ve koltuk altı lenf bezlerinin alınmasını takip eden radyasyon tedavisi yapılır. Gerekiyorsa kemoterapi veya hormonoterapiler eklenir. Veya mastektomi (kanserin bulunduğu göğsün alınması operasyonu) ve koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması önerilir.

Evre (Stage) IIA: Orijinal tümör 2 ila 5 cm arasındadır, ve lenf bezlerine sıçramamıştır.

Evre IIB: Orijinal tümör 2 ila 5 cm arasındadır ve koltuk altı lenf bezlerine sıçramıştır, yada orijinal tümör 5
cm den daha büyüktür ve koltuk altı lenf bezlerine sıçramamıştır. Evre II için genelde uygulanan tedavi şekli Evre I ile aynıdır (lumpektomi ve koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması yada mastektomi), ancak eğer tümör büyükse yada lenf bezlerine sıçramışsa kemoterapi, hormonoterapi ve radyasyon tedavisinin tamamlayıcı olarak önerilmesi daha yaygındır

Evre (Stage) IIIA: Orijinal tümör koltuk altı lenf bezlerine ve göğüs dışı dokulara sıçramıştır. Evre IIA meme kanseri için standart tedavi mastektomidir ve sonrasında bazı durumlarda göğsün yeniden yapılmasını hedefleyen estetik operasyonlar yapılabilir. Tümörün sağlıklı göğüs dokusundan bir kesim ile ayrılabilmesinin olası olduğu durumlarda, lampektomi de yapılabilir. Operasyon sonrasında genelde radyasyon tedavisi ve sistematik tedavi olarak kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanır. Eğer tümör çok büyükse, operasyon öncesinde tümörün boyunun küçültülmesi amacıyla kemoterapi uygulanabilir, bu tip kemoterapi uygulamalarına neoadjuvant kemoterapi denir. Bazı durumlarda neoadjuvant kemoterapiye yardımcı olması amacıyla operasyon öncesi hormon tedavisi de uygulanır.

Evre (Stage) IIIB: Orijinal tümörün boyutuna bakılmaksızın, tümörün kendisini göğüs duvarına bağladığı ve göğüs lenf bezlerine sıçradığı durumlarda kanser Evre IIIB olarak adlandırılır. Evre IIIB meme kanserinin standart tedavisi genellikle neoadjuvant kemoterapi ile başlar. Orijinal tümörün boyunun istenen oranda küçülmesi ile birlikte, lampektomi veya mastektomi yapılır. Operasyon sonrası uygulanan standart tedavi ise,
radyasyon tedavisi, kemoterapi ve hormon tedavisidir.

Evre (Stage) IV: Kanser göğüs dışına vücudun diğer bölümlerine (kemikler, akciğer, karaciğer yada beyin gibi) sıçramıştır. Evre IV meme kanserinin tedavisinde temel amaç yaşam süresini ve kalitesini arttırmak ve hastanın şikâyetlerini gidermektir. Tedavide genelde kemoterapi ve hormon tedavisi gibi tüm vücudu etkileyen sistematik tedaviler uygulanır. Hastanın şikâyetlerinin azaltılması amacı ile bazı durumlarda mastektomi de önerilebilir.

Yapabilecekleriniz
Ortaya çıkabilecek yanlış anlamaları önleyebilmek ve desteğinizi sürdürebilmek amacıyla, hasta ile iletişiminizi ve bağlarınızı koruyun.
Kanseri yaşamınızdan soyutlamayın: Hastanın enerjisi zaten hastalığına odaklı olduğundan bu konuda konuşmaktan korkmayın.
Hasta ve ailesinin, sadece hastalık odaklı bir yaşamdan uzaklaşabilmeleri ve diğer insanların arasına katılabilmeleri için plan hazırlayın.
Gerekmedikçe kendinizi tıbbi yardımcı konumuna koymaktan kaçının: Hayır demeyi bilin, hasta istemedikçe öğüt vermekten kaçının.
Gerektiğinde diğer yakınlarınızdan yardım alabileceğinizi unutmayın.
Gündelik yaşantıdan kopmaması için hastanızı işlere dahil edin.
Hastanın aktif bir rol üstlenebileceği sosyal dostluk çemberini koruyun.
Hastalık sonrası”nı düşünün: Bu dönemde yapılan sosyal destek hasta ve ailesine yardımcı olması açısından önemlidir

Not: Tedavi bazen memenin tamamının ya da bir kısmının alınmasını gerektirebilir. Kişisel bütünlüğünde bir eksiklik hissedecek olan bir hasta için bunun zor bir durum olduğunu anlayın. Ona yas tutma süresi tanıyın. Özel yaşamına, plastik cerrahi isteğine veya bu yöndeki isteksizliğine saygı duyun, eleştiride bulunmayın.

Kaynak:Tıbbi Onkoloji Derneği

Leave a Comment

Sağlık ve Tıp