Beta mikrobu nedir ?

A gurubu Beta Hemolitik Streptokok (halk arasındaki adıyla Beta mikrobu ) doğada yaygın olarak bulunan bir mikroptur. Beta mikrobu basit cilt iltihapları ve farenjitten şok tablosuna kadar değişen hastalıklara neden olur. Beta mikrobu toplumun yaklaşık % 15 ila 20 sinin boğazında herhangibir şikayete sebep olmadan bulunur, bu kişilere taşıyıcı denir. Taşıyıcılık belli sürelerle herkesde olabilir. Özellikle farenjit geçirenler tedaviye rağmen % 20 taşıyıcı olurlar. Taşıyıcılık ilelebet süren bir durum değildir.
Nasıl bulaşır ?
Beta mikrobu kişiden kişiye bulaşır. Bulaşma genellikle çocuklar arasında oyunlar sırasında temas ile, öpüşme ile yada gıdalar aracılığıyla olur. Kreş, yuva, okul gibi kalabalık ortamlar bulaşmayı kolaylaştırır.
Beta mikrobu hangi hastalıklara neden olur ?
A Gurubu Beta Hemolitik Streptokoklar
Boğaz enfeksiyonlarına ( Farenjit )
Kızıl hastalığına ( farenjit ile beraber döküntü )
Yara ve cilt enfeksiyonlarına ( Sellülit, Lenfanjit, Piyodermi )
İnvaziv Beta enfeksiyonuna ( Kas ve derin dokulara kadar ilerleyen şiddetli enfeksiyon, bakteriyemi, toksik şok ) neden olur.
Bu broşürde sadece beta farenjiti ve kızıl anlatılacaktır.
Beta neden tehliklelidir?
Beta mikrobu enfeksiyonları çocuklarda sık görülür. Beta enfeksiyonları sırasında vücudun verdiği cevap bazen çok şiddetli olur ve bu durum diğer organlara da zarar verir örneğin:
ROMATİZMAL ATEŞ: Eklem, Kalp, Sinir sistemini etkileyen kalıcı hasarlarla seyreden tablo dur.
GLOMERULONEFRİT: Vücudun verdiği şiddetli cevap nedeniyle oluşan böbrek harabiyeti dir.
Beta farenjiti :
Beta mikrobuna bağlı farenjit özellikle 3-15 yaş arası çocuklarda ve okul zamanı ( sonbahar ile ilkbahar arasında) sık görülür. 3 yaş altında nadirdir. Çocuklardaki farenjitlerin % 40 ından erişkinlerdeki farenjitlerin % 10 undan beta mikrobu sorumludur. Hastalık ani başlayan boğaz ağrısı, yüksek ateş, başağrısı, bulantı, karın ağrısı ile seyreder. Nadiren kusma görülür. Muayenede boğaz kızarık, şiş ve akıntılıdır. Tonsiller ve boğazdaki lenf bezleri şişmiştir. Teşhis boğaz kültürü veya hızlı testlerle konur.
Antibiyotik tedavisi ile
* boğazdaki mikrobun temizlenmesi,
* koplikasyonların önlenmesi,
* taşıyıcılığın önlenmesi, hastalığın süresinin kısaltılması amaçlanır.
Beta enfeksiyonu iki tip komplikasyona yol açar .
mikrobun yaılması ile ortaya çıkan komplikasyonlar: Tedavisiz kalan beta farenjiti sinüzit, otit ( kulak iltihapları), boğaz abseleri, menenjit, kalp zarı iltihabı, zatürre gibi ağır tablolara yol açabilir.
beta mikrobuyla kalp, böbrek, eklem gibi organların benzerliği sonucu ortaya çıkan komplikasyonlar. Bu komplikasyonlardan direk olarak beta mikrobu sorumlu olmadığından tedavide antibiyotik kullanılmaz.
ROMATİZMAL ATEŞ: Bazı beta mikroplarının yüzeyi kalp ve eklem yüzeyine benzer bu nedenle mikroba karşı yapılan silahlar kalp ve eklemlere zarar verir. 9 gün içinde tedavi edilmemiş beta farenjitinden 3-4 hafta sonra ortaya çıkar. Beta farenjiti geçiren tedavisiz hastaların % 3ünde romatizmal ateş ortaya çıkar. Hastalık eklemlerde ağrı ve şişmeler, ciltte kızarıklıklar, istem dışı hareketler, ve kalp kapaklarında hazarlarla seyreder. Birçok şikayet tedavisiz kaybolsada kalp hasarı kalıcıdır, ağır kapak hasarları ve kalp yetmezliğine yol açar.
GLOMERULO NEFRİT : Bazı beta mikroplarının yüzeyi böbrek hücrelerine benzer ve mikroba karşı yapılan silahlar böbreğe zarar verir. Nefrit tedavi edilmiş veya edilmemiş beta farenjiti ve cilt iltihaplarından yaklaşık 1 ay sonra başlar. Hastalık gözlerin etrafında şişme ve vücutta ödem, kanlı idrar, hipertansiyon ile seyreder. Tedavide yatak istirahati ve gerekirse diyaliz uygulanır. Hastalık % 95 iz bırakmadan kaybolur fakat % 5 hastada hastalık kalıcı böbrek hasarına neden olur.
Kızıl :
Bazı beta mikroplarının salgıladığı maddelere karşı aşırı hassasiyet sonucu ortaya çıkar. Hastalık farenjit ile beraber göğüsten başlayan ve tüm vücuda yayılan döküntü ile karakterizedir. Döküntü basmakla solan kırmızı kabarıklıklar şeklindedir ve deri zımpara kağıdına benzer. Dil çilek gibi kırmızı hal alır. Tedavide antibiyotik kullanılır. Ateşin düşmesiyle birlikte el ve parmak derilerinde soyulmalar başlar. Kızıl genellikle herhangibir hasar bırakmadan tedaviyle iyileşir.
Tedavisi nedir?
Klasik olarak Beta mikrobu penisiline karşı çok hassastır ve tedavide penisilin ve penisilin türevi antibiyotikler kullanılır. Beta mikrobuna bağlı farenjitin ilk 9 günde tedavi edilmesi romatizmal ateşi tamamen glomerulonefrit gelişimini büyük oranda engeller. Romatizmal ateş ve glomerulonefrit tedavisinde aspirin ve kortizon gibi ilaçlar kullanılır, antibiyotik verilmez ( bu komplikasyonlar mikrobun kendisine bağlı değildir ).

Taşıyıcıların tespiti neden önemlidir?
Beta enfeksiyonları özellikle okullar ve kreşlerde salgınlar şeklinde seyreder. Çocuklar taşıyıcı olabilir ve mikrobu ailelerine bulaştırılar. Aile içinde kişiden kişiye dolaşan enfeksiyonlara neden olabilir ( pin-pon enfeksiyon ). Normalde taşıyıların tedavisi yapılmaz fakat
Beta enfeksiyonu salgını varsa veya salgın riski varsa,
romatizmal ateş geçiren varsa ( çocukta ve ailesinde ),
glomerulonefrit geçiren varsa ( çocukta ve ailesinde ),
ailelerde pin -pon enfeksiyon varsa,
kızıl hastalığı görülmüşse ( çocukta ve yakınlarında ), taşıyıcıların tespiti ve tedavisi gereklidir.
Taşıyıcılar nasıl tespit edilir?
Taşıyıcıların tespiti hastalığın önlenmesinde önemli bir adımdır. Taşıyıcılar okul ve kreşlerde çocukların ve personelin boğazlarından alınan örneklerle tespit edilir. Örnek pamuklu çubuğun boğaz ve tonsillere sürülmesiyle alınır, bu işlem ağrı acı vermez. Salgın veya riskli durumlarda ( romatizmal ateş veya glomerulo nefrit geçirmiş çocuk vb. ) o ailedende örnek alınmalıdır. Örnekler uygun ortamlarda çoğaltılarak ( boğaz kültürü ) içlerinde Beta mikrobu olup olmadığına bakılır. Hızlı tanı yöntemleri ( SWAB TEST ) taşıyıcıların tespitinde güvenilir bir yöntem değildir.
Taşıyıcılar nasıl tedavi edilir?
Taşıyıcılar ya depo penisilin iğnesi yapılarak ( 1 iğne 1 ay boyunca etkilidir ) veya ağızdan ilaç verilerek tedavi edilirler. Tedavi sonrası boğaz kültürünün tekrarı önerilir.

4 Ocak 2011
Okunma
bosluk

HPV nedir?

HPV’ nin birçok farklı tipi vardır. Bu tiplerden bazıları rahim ağzında bulunan hücreleri etkileyebilir ve bu hücreler tedavi edilmediğinde rahim ağzı kanserine dönüşebilir. HPV’ nin bazı tipleri ise kadın ve erkeğin genital bölgelerinde siğillere neden olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her 10 kişiden 1′inde var olan bu virüs, çoğu zaman vücut tarafından kendiliğinden temizlenir. Ancak virüsün kimde kendiliğinden temizleneceğini ve kimde hastalığa yol açabileceği bilmenin bir yolu yoktur.

HPV çok kolay bulaşan bir virüstür. Bulaşması için deri teması yeterlidir, cinsel ilişki şart değildir. Bulaşması için deri teması yeterli olduğundan prezervatifler HPV’ ye karşı tam olarak koruma sağlamaz.

HPV genelde belirti göstermez. Bu nedenle HPV’ li olan kişiler bunun farkında olmayabilir ve partnerlerine HPV bulaştırabilir. HPV çok kolay bulaşabildiğinden, 50 yaşına kadar her 10 kadından 8′ine hayatının bir döneminde HPV bulaşacağı öngörülmektedir.

Genellikle herhangi bir belirti göstermediği için, bu virüsü taşıyan kadın ve erkekler uzun süre durumu fark edemeyebilir. Hatta virüs bulaştıktan yıllar sonra bile kişiler hiçbir şikayet ortaya çıkmadan yaşayabilir.

Jinekolojik muayenenin bir parçası olan PAP veya diğer adıyla SMEAR testi ile rahim ağzı kanserine yol açabilecek anormal hücreleri olup olmadığını öğrenebilirler. Erkeklerin ise herhangi rutin bir test ile HPV taşıyıcı olup olmadıklarını öğrenme şansları yoktur.

Virüsün kadınlar üzerindeki en önemli sonuçlarından biri dünyada kadınlarda en sık görülen 2. kanser türü olan rahim ağzı kanseridir. Rahim ağzı kanseri rahim ağzı anormal hücre çoğalmasıdır ve buna tamamen HPV neden olur.

Tedavi edilmezse bu anormal hücreler rahim ağzı kanseri öncüllerine ve kansere dönüşebilir. Çoğunlukla bu uzun yıllar alır; ancak nadir durumlarda bir yıl içinde de gelişebilir. Rahim ağzı kanserinin en önemli sonucu ölüm olabileceği gibi, tedavi edilse dahi doğurganlığı engelleyebilir. Bu kanserden dünyada her 2 dakikada bir kadın hayatını kaybetmektedir.

SMEAR testi, Rahim Ağzı Kanserinin erken evrelerde tespit edilmesine yardımcı olabilir. Fakat HPV’ nin yol açtığı Vajina Kanseri, Vulva Kanseri ve bunların öncesinde oluşan kanser öncesi oluşumları SMEAR testi ile tespit etmenin bir yolu yoktur. Bu nedenle HPV’ nin SMEAR’le tespit edilemeyen diğer kanserlere de neden olabileceği bilinmelidir.

HPV’ nin en önemli sonuçlarından biri de genital siğillerdir. Her yıl 30 milyon kadında görülen genital siğillerin %90′ına HPV Tip 6 &11 sebep olur.

Genital siğiller kadınlarda ve erkeklerde çoğunlukla dış genital organların üzerinde veya anüs civarında ortaya çıkan yumuşak ve pembe-beyaz renkli oluşumlardır.

Genital siğillerin tedavisi yakma, dondurma ve kesme gibi acı verici ve sıkıntılı uygulamalar gerektirebilir, tedavi edilse bile sık sık tekrarlayabilir.

12 Aralık 2010
Okunma
bosluk

AIDS nedir Bilgiler

1-AIDS NEDİR?

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome), HIV virüsü nedeniyle insanlarda bağışıklık sisteminin çökmesine neden olan bulaşıcı bir hastalıktır.
AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir. Keşfiyle birlikte birçok kişinin ölümüne sebep olan AİDS hızla yayılmaya devam etmiştir. Ölümcül bir hastalık olan AİDS için birçok araştırma yapılmasına rağmen kesin olarak bir tedavi yöntemi bulunmamıştır. Bilim adamları AIDS’le savaşabilmenin diğer yollarını aramaya devam etmektedirler. Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir. AIDS’e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır. 1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir.

AIDS ve HIV Hakkında:
* Kadınlarda ve erkeklerde, yani her iki cinste de görülebilmektedir .
* Kan yoluyla ve cinsel ilişkiyle hızla yayılabilmektedir.
* Her yaştaki insanlarda görülebilir
* HIV / AIDS in henüz koruyucu bir aşısı da mevcut değildir
* HIV / AIDS in kesin tedavisi halen yoktur

AIDS 40 milyonu aşkın insanı ırk, cins, yaş, zengin, fakir gözetmeksizin etkileyen bir hastalıktır. Tespit edildiği 25 yıldan bu yana 30 milyona yaklaşan insanın ölümüne sebep olmuştur.

AIDS Nasıl Bulaşır?
* Kan yoluyla: HIV / AIDS li kişinin kan, kan ürünleri, doku veya organlarının nakliyle bulaşabilir
* Cinsel ilişki: Kanında HIV taşıyan kişiyle cinsel ilişkide ( vajinal, anal veya oral ) bulunmakla HIV bulaşabilir
HIV / AIDS li anneden gebeliği süresince veya doğum esnasında bebeğe HIV geçebilmektedir. Daha az oranda olmakla beraber annenin bebeği emzirmesiyle ( anne sütüyle ) bebeğe HIV bulaşabilir

AIDS ‘in En Fazla Görüldüğü yaşlar ve cinsiyet?
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen yaş 15- 39 yaş arasıdır.
Uyuşturucu kullanımının en sık olduğu ve cinsel aktivitenin yüksek olduğu yaşlar hastalığın da en sık görüldüğü yaşlardır.
AIDS ve KORUNMA
* Aids bulaşma yolları ( kan yolu ve cinsel ilişki) na dikkat edilmeli.
* Kişilerin HIV virüsü ile karşılaşmasını önlemek.
* HIV Virüsünü taşıyan kişilerin tespit edilmesi ki bunların farkına varmadan başkalarına bulaştırmalarını önlemek.

Dünya AIDS Günü
Dünya Sağlık Örgütü 1 Aralık Dünya AIDS günü için her yıl bir slogan belirlemekte ve tüm ülkeler bu slogan çerçevesinde aktivitelerini gerçekleştirmektedirler.

9 Aralık 2010
Okunma
bosluk

AIDS’e ucuz antibiyotik tedavisi

Kullanımı yaygın olan ve ucuz bir antibyotiğin sayesinde, Afrika’da AIDS’den ölen Afrikalıların sayısında önemli düşüş sağlandığı bildirildi.

İngiliz tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırmaya göre, Afrika’da AIDS’e yakalanmış hastalara verilen Trimetoprim ve Sulfamid kombinasyonu olan cotrimoxazole adlı antibyotik, iyi sonuçlar verdi. Trimetoprim, özellikle idrar yolu enfeksiyonu tedavisinde kullanılıyor.

Araştırmaya göre, Bactrim, Eusaprim ve Septrim gibi ilaçlarda bulunan cotrimoxazole, Afrika ülkeleri Uganda ve Zimbabwe’de 3.179 kişide denendi.

Araştırma, AIDS tedavisine başlamış olan bu kişilerin kanındaki, vücudu mikrop ve virüslere karşı korunmasına yardımcı olan CD4 adlı özel hücrelerin, hastalıktan dolayı, azalmış olduğunu belirtiyor.

Araştırma, 72 hafta süren cotrimoxazole tedavisinin sonucunda, bu bağışıklık sistemi ciddi şekilde çökmüş hastalarda ölüm riski yüzde 35′e indiğini gösteriyor.

Araştırmayı kaleme alan doktorlar, cotrimoxazole’ün AIDS tedavisine başlamış olan yetişkin hastalara verilmesini tavsiye ediyorlar.

Araştırma, ayrıca cotrimoxazole’ün sıtmanın tedavisinde de etkili olduğunu vurguluyor.

BM’nin geçen Kasım ayında yayımladığı rakamlara göre, Afrika’nın alt Sahra bölgesinde 22 milyon AIDS hastası bulunuyor.

Bulaşıcı HIV virüsü hastalığı olan AIDS, bağışıklık sistemine zarar vererek kişiyi mikroplardan koruyan bağışıklık sisteminin çalışmasını engelliyor ve mikroplar kişiyi daha kolay hasta edebiliyor.

9 Aralık 2010
Okunma
bosluk

AIDS’ten ölümleri azaltan ilaç

Kullanımı yaygın olan ve ucuz bir antibyotiğin sayesinde, Afrika’daAIDS’den ölen Afrikalıların sayısında önemli düşüş sağlandığı bildirildi.

İngiliz tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırmaya göre, Afrika’da AIDS’e yakalanmış hastalara verilen Trimetoprim ve Sulfamid kombinasyonu olan cotrimoxazole adlı antibyotik, iyi sonuçlar verdi.

Trimetoprim, özellikle idrar yolu enfeksiyonu tedavisinde kullanılıyor.

Araştırmaya göre, Bactrim, Eusaprim ve Septrim gibi ilaçlarda bulunan cotrimoxazole, Afrika ülkeleri Uganda ve Zimbabwe’de 3.179 kişide denendi.

Araştırma, AIDS tedavisine başlamış olan bu kişilerin kanındaki, vücudu mikrop ve virüslere karşı korunmasına yardımcı olan CD4 adlı özel hücrelerin, hastalıktan dolayı, azalmış olduğunu belirtiyor.

Araştırma, 72 hafta süren cotrimoxazole tedavisinin sonucunda, bu bağışıklık sistemi ciddi şekilde çökmüş hastalarda ölüm riski yüzde 35′e indiğini gösteriyor.

Araştırmayı kaleme alan doktorlar, cotrimoxazole’ün AIDS tedavisine başlamış olan yetişkin hastalara verilmesini tavsiye ediyorlar. Araştırma, ayrıca cotrimoxazole’ün sıtmanın tedavisinde de etkili olduğunu vurguluyor.

BM’nin geçen Kasım ayında yayımladığı rakamlara göre, Afrika’nın alt Sahra bölgesinde 22 milyon AIDS hastası bulunuyor.

Bulaşıcı HIV virüsü hastalığı olan AIDS, bağışıklık sistemine zarar vererek kişiyi mikroplardan koruyan bağışıklık sisteminin çalışmasını engelliyor ve mikroplar kişiyi daha kolay hasta edebiliyor.

9 Aralık 2010
Okunma
bosluk

Dikkat ! Kulak ağrısı AIDS belirtisi olabilir.

AİDS kuşkusuz ki dünyadaki en popüler ve en korkutucu hastalıkların başında geliyor. Henüz kesin tedavisi bulunamayan hastalıkta erken tanı, hastalığın seyrini ve bulaşma olasılığını bir ölçüde de olsa kontrol altına alınmasını sağlıyor.

Bu bakımdan hastalığın başlangıcındaki belirtiler büyük önem taşıyor. Ancak pek çok kişiye şaşırtıcı gelse de AIDS yüzde kırk oranında ilk belirtilerini baş-boyun ve kulak, burun, boğaz bölgesinde gösteriyor.
Dolayısıyla AİDS teşhisinde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanlarının yapacakları değerlendirmeler büyük önem taşıyor. Alman Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu AİDS hastalığı ile baş-boyun ve kulak, burun, boğaz bölgesinde ortaya çıkan belirtileri konusunda şu bilgileri verdi:

AİDS’in baş-boyundaki belirtileri
AIDS hastalığında baş boyun ve kulak,burun boğaz alanındaki belirtilerini tek tek incelediğimizde önemli bulguların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bunlara sırasıyla baktığımızda, örneğin; kulaktaki bulgular öncelikle dış kulak yolunda ortaya çıkar. Dış kulak yolunu tıkayan ve hastayı rahatsız eden kaşıntılı ve tedaviye dirençli enfeksiyonlar sık olarak görülür. Orta kulakta tekrarlayan orta kulak iltihabı en sık görülen bir klinik durumdur. Burada hastalık nedeniyle büyüyen dokular orta kulakla boğazın arka kısmını birleştiren östaki borusunu tıkayarak, orta kulağın sıvı ile dolmasına ve kolayca iltihaplanmasına neden olur.

İşitmeyi de etkiliyor
Hastalık işitmeyi de etkilemektedir. AIDS’li hastalarda hafif veya orta derecede iç kulak tipi işitme kayıpları rapor edilmiştir. Nedeni henüz açık değildir, ancak HIV virüsünün sinir hücrelerini seven bir virüs olması neden olarak gösterilmektedir. Beyin sapı işitme potansiyellerinin değerlendirilmesinde bunu kanıtlayan anormal bulgulara rastlanmıştır. Buruna baktığımızda ise, dikkatimizi çekebilecek ilk bulgulardan birinin burun girişinde ortaya çıkan uçuk olduğu görülmektedir. Tekrarlayan kronik sinüzit sık olarak görülür. Akut veya kronik sinüzit gelişmiş hastalarda tedavi oldukça başarılıdır. Hastalığın geç dönemlerinde sinüslerde ve genizde önemli habis hastalıklar (Kaposi sarkomu ve non hodgkinlenfoma) görülür.

Ağız muayenesi önemli!
Hastalığın teşhis edilmesini sağlayacak en önemli bulgular ağız muayenesinde karşımıza çıkabilir. En sık görülen ağız içerisindeki mantar enfeksiyonlarıdır. Dudak kenarında ve yanak içinde ortaya çıkan uçuklar, geniş ağız içi yaraları, bademciklerin aşırı büyümesi, diş etlerinde ortaya çıkan hastalıklar sık olarak görülür. Ağız içerisindeki en önemli bulgu, dil serbest kenarında görülen beyaz çizgi halinde dizilmiş oral tüylü lökoplaki adı verilen hastalıktır. Bu, AIDS için oldukça tipiktir.

Ses telleri de etkileniyor
AIDS hastalarında ses kısıklığı sık olarak karşımıza çıkabilir. Bunun nedeni ses tellerindeki iltihaplardır. Ayrıca gırtlakta ortaya çıkan habis tümörler nedeniyle nefesi tıkayan şikayetler olabilir; bu durum acil olarak yapılan trakeotomi ameliyatını gerektirebilir. Tükürük bezi rahatsızlıkları ve ağız kuruluğu AIDS’li hastalarda sık olarak karşımıza çıkar. Genellikle HIV bulaşmış çocuklarda %30 oranında kabakulak benzeri tükürük bezi büyümeleri görülür. Bez içerisinde gelişen habis hastalıkları sonucu bezde tümöre benzeyen kitleler ortaya çıkabilir.

Tanı için KBB bulguları yol gösterici
Bütün bu belirtilerden de anlaşılacağı gibi hastalığın başlangıcındaki şikayetlerin büyük bir çoğunluğu baş ve boyun bölgesinde görülür. Hastalık ileri evrelere gelmeden önce kulak burun boğaz şikayetleri ile ortaya çıkabilir, belki ilk tanı böylece konulabilir. Kuşkusuz ki, dünyamızda geometrik artışın çok üzerinde bir yayılış gösteren bu hastalığı kontrol altına almak, bu hastalığın tedavisini bulmaktan daha ön planda olmalıdır. Zira özellikle ülkemizde olgu sayısının resmi rakamların çok üzerinde olduğu ifade edilmektedir. Bu olguların görüldüğü yerlerde AIDS hastalarının gerekli özeni görmemesi de olgu sayısını arttırabilir.

9 Aralık 2010
Okunma
bosluk
sağlık , erkek sağlığı , çoçuk sağlığı , sağlık sitesi Son Yazılar FriendFeed

Fatal error: Allowed memory size of 33554432 bytes exhausted (tried to allocate 524288 bytes) in /home/saglikte/public_html/wp-includes/cache.php on line 503