Gözaltı morluklar genellikle düzensiz uyku, stres, alkol gibi nedenlerle göz altı morlukları oluşabilmektedir. Bir kısım insandada genetik olarak olabilir.
Göz tansiyonu, baş ağrısı, göz ağrısı, göz kızarıklığı, görme, ışık ve bulantı gibi belirtiler meydana getirmek duyarlılık bulanık olarak ortaya çıkmaktadır bu gibi şikayetleriniz varsa mutlaka dikkat etmelisiniz göz tansiyonu olma ihitimaliniz yüksektir.
Göz tansiyonu normal değeri 10-21 mmHg arasındadır. Bu değerleri (30-40 mm) aşmadığınız müddetçe sorun yoktur. Kan basıncı, glokom ve hasta tarafından göz hastalığı yüksekliği genellikle sinsi seyreder ancak merkezi görme etkilenir . Bu şimdiye kadar geri bundan sonra ise, ne yazık ki, periferik görme kazandırılamaz kaybettiş oluruz.
Her şeyden önce, herkes bu hastalığı açısından dikkatli olmak için düzenli kontroller geçmesi gerekmektedir. Ama bazı insanlar normal popülasyona göre daha yüksek risk altındadır:
45 yaşından aşanlar
Glokom olanların yakınları,
anormal derecede yüksek GİB izliyor
Diyabet hastaları,
Yüksek miyopi durumu olanlar,
Uzun süreli kortizon kullanımı,
Göz yaralanmaları olanlar,
Yüksek kan basıncı olanlar,
Kim şiddetli anemi ve şok oldu olanlar.
Havaların gün geçtikçe soğumasıyla birlikte alerjik göz hastalıkları yerini mikrobik göz hastalıklarına bırakmaya başladı. Bunun temel nedeni ise insanların daha sık kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmaları olarak gösteriliyor. Ancak basit birkaç önlemle göz sağlığımızı korumak mümkün.
Kırmızı göze dikkat!
Kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla birlikte sıklıkla gözlerin de kızarık olduğunu ve çapaklandığını görmek mümkündür.
Üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla birlikte seyreden ve viral etkenler nedeniyle ortaya çıkan kırmızı göz, sıklıkla ek bir tedavi gerektirmemektedir. Bazı kırmızı göz olguları ise aksine daha şiddetli seyreder ve oldukça bulaşıcıdır. Bunun en önemli örneği de adenovirus konjonktiviti salgınlarıdır.
Okullar ve toplu taşıma araçları en sık bulaşım alanları
Adenovirus nedeniyle gelişen kırmızı göz genellikle kreşler, okullar, hastaneler ve toplu taşım araçlarında hızla yayılır. Gözlerde oldukça yoğun kızarıklık ve çapaklanma ile seyreden bu hastalık bir hafta, on gün gibi bir süreçten sonra iyileşir.
Ellerinizi sık yıkayın, sürekli tokalaşmaktan kaçının
Hastalık süresince yapılması gerekenler, belirtilere göre yön değiştirmektedir. Antibiyotikli damlalar adenovirus enfeksiyonlarını ve diğer viral göz enfeksiyonlarını iyileştiremezler. Yalnızca bakteriyel göz enfeksiyonu şüphesinde kullanılmaktadır.
Hastalığın bulaşmasını engellemek için eller sık yıkanmalı, kırmızı gözü olan kişilerle tokalaşmak ve öpüşmekten kaçınılmalıdır. Bu göz enfeksiyonuna yakalanmış kişilerle, aynı havlu ve makyaj malzemeleri kullanılmamalıdır. Adenovirus enfeksiyonu bazı hastalarda gözün kornea tabakasının da tutulmasına neden olmakta ve görmeyi azaltabilmektedir.
Karlı ve rüzgarlı havalarda gözlük takmayı unutmayın
Soğuk ve rüzgarlı havalarda göz yaşı kanalı tıkanıklığı olan hastaların şikayetlerinde de artış olur. Göz yaşı kanal tıkanıklığı, gözde sulanmaya neden olur ve devamlı bir hal aldığında ise ameliyatla tedavi edilecek kadar ileri bir boyuta gelebilmektedir.
Karlı havalarda, özellikle kayak merkezlerinde dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu da ultraviyole blokajlı güneş gözlüklerinin kullanılmasıdır.
Kardan yansıyan güneş ışınları, gözün kornea, lens ve retina tabakalarına zarar vermektedir. Bu nedenle uzun süre karlı ortamda vakit geçirenlerin mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü kullanması gerekir.
Göz kapağında torbalanma deyimi daha çok alt göz kapakları için kullanılır.Üst kapakların iç kısmında da belirgin olabilir. Bunlar göz yuvarlağını kemik Yapı içinde destekleyen yağ dokularının kemik doku perdesini zorlayarak Dışa doğru itmesi sonucu oluşur.
Genellikle blefaroplasti sırasında bu perde küçük bir yerden açılarak yağ fazlası alınır, göz altlarında aşırı çökme olmaması için bir kısmı bırakılır.Bazen bu torbalanmalar yüzün daha alt kısımlarındaki yağ dokusu desteğinin azalması nedeniyle genç yaşlarda da belirgin olabilir. Bu durum yüze ve göz çevresine yapılan yağ enjeksiyonları ile düzeltilebilir. Yağ enjeksiyonu ile enjeksiyonu ve blefaroplasti işlemi birlikte yapıldığında göz çevresinde daha canlı bir parlaklık oluşur.
GÖZ KAPAKLARININ ŞEKİLLERİNİN DÜZELTİLMESİ
Göz kapakları yerçekimi ile sarkmış, travma nedeniyle şeklini kaybetmiş ya da doğuştan çekik , eksik veya fazlalık şeklinde oluşmuş olabilir.Bunların hepsi cerrahi yöntemlerle düzeltilebilen işlemdir. Hatta “oryantal göz kapağı” denilen üst çizginin görülmediği göz kapaklarını da normal denilen şekle dönüştürmek mümkündür.Gözün iç kısmında bazı kişilerde doğumsal olarak bir bant vardır. Buna iç epikantus adı verilir. Buradaki farklı yapılanma plastik cerrahinin temel Prensiplerinden çift Z plasti ile kolayca düzeltilir.Üst göz kapakları normal pozisyonlarından biraz daha çekik hale getirilebilir.Üst kapak şeklinin kaş şekli ile yakından ilgili olduğu unutulmam
Bu makalemizde,
Göz ağrısının nedenleri nelerdir? Gözüm neden ağrıyor? Göz ağrısı nasıl geçer?
Göz ağrısına ne iyi gelir? Göz ağrısı tedavisi nedir? Gibi soruların cevaplarını bulmaya çalışacağız. Makalemizde yazan tüm bilgiler tavsiye niteliğinde olup, kullanıldığında oluşacak olumsuz durumlardan sitemiz sorumlu değildir.
Göz ağrısına neden olan hastalıklar nelerdir?
Göz ağrısının birden fazla nedeni vardır. Ayrıca bu ağrılar çok çeşitli olabilmektedir. Örneğin, Migren kaynaklı bir ağrı ile Arpacık kaynaklı ağrı aynı şekilde kendini göstermez. Başlıklar halinde sıralayacak olursak ağrıya neden olan başlıca göz hastalıkları şunlardır.
• Glokom, Göz içi basıncının yüksek oluşu
• Göz Migreni
• Göz tansiyonu
• Göz Zarı İltihabı
• Katarakt
• Arpacık
• Yüksek Tansiyon
• Stres
• Konjunktivita
• Kontak lens sorunları
• Göz kuruluğu
• Üveitler
• Kornea ve sklera rahatsızlıkları
• Sinüzit (Sinüzit makalesine link)
• Göz alerjisi
Göz ağrısına neden olan durumlar nelerdir?
• Aşırı güneşlenme
• Solaryum (yan etki olarak görülebilir)
• Yetersiz ışıkta çok çalışma
• Uzun süre Bilgisayar ya da televizyon başında kalmak
• Göze kaynak kaçması (Oksijen kaynağı yapılırken izlemek)
• Göze cisim kaçması
• Göze uygun olmayan gözlükler kullanılması
Göz ağrısı ile ilgili tavsiyeler
Göz ağrısı için koruyucu önlemeler: Göz ağrısı yaşamamak için aldığınız gözlüklerde “CE” etiketini arayın ve ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu olduğuna emin olun, Güneşe çıplak gözle bakmayın, karlı ortamlarda kar gözlüğü kullanın. Gözünüzü asla ovalamayın. Gözünüze cisim kaçmış ise gözünüzü ovalamanız korneanızın yırtılmasına neden olabilir
Göz ağrısı’nın tedavisi nasıl yapılır?
Öncelikle ağrının kaynağı öğrenilmelidir. Bir hastalıktan mı ya da başka bir durumdan mı kaynaklanıyor ona karar verilmeli ondan sonra tedaviye geçilmelidir. Eğer yukarıda sayılan hastalıklardan herhangi biri nedeniyle gözünüz ağrıyorsa doktordan habersiz kendinizi tedavi etmeyiniz. Eğer gözünüze bir cisim kaçmış ise gözünüzü ılık suyla bol bol yıkamalısınız. Fakat gözünüzü asla ovalamayın.
Göz tedavisi için doktorlar genelde ibuprofen veya asetaminofen önerirler fakat her göz ağrısının tedavisi farklıdır.
Nedenini öğrenemediğiniz fakat doktora gidecek kadar da önemli görmediğiniz ağrılar için eczanelerde suni gözyaşı damlaları satılmakta onlardan alıp kullanabilirsiniz kesinlikle zararsızdırlar. Faydasını görebilirsiniz.
Göz ağrısı için bitkisel tedavi yöntemleri:
Papatya bitkisi ile sütü bir kap içinde kaynatıp ılıttıktan sonra gözünüzün üzerine koyabilirsiniz, Göz şişlikleri için ise kullanılmış siyah çay poşetlerini gözünüzün üstüne koyup dinlendirebilirsiniz 5 dakika kadar… bu tür bilinen basit uygulamaların dışındaki uzun listeleri olan alternatif tedavi yöntemlerini pek tavsiye etmiyoruz
Göz Tansiyonu Glokom: Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen Tıp dilinde ise adı Glokom olan hastalık en önemli körlük olarak bilinmektedir. Göz tansiyonu yani Glokom Ülkemizde Her 100 kişiden birinde görülmektedir.
Göz tansiyonu göz sıvısınının geçeceği kanalların tıkanarak göze baskı yapması demektir.
Göz Tansiyonu yani Glokom Her yaş kesiminde görülebilir çocuklarda olmaz gibisinden bir yanılgıya düşmemek gerekir.
Göz Tansiyonu Tedavisi Nasıl olur ?
Göz tansiyonunu toptan tadavi etmek mümkün değildir fakat ilerlemesini durdurmak göz tansiyonunda temel tedavidir.
Göz Tansiyonu olan hastalara Genellikle ilaçlar ve göz damlaları verilmektedir ve ayrıca Cerrahi operasyon gerekliliği olan hastalarda operasyon yapılmaktadır bunun kararını tabiki doktorlar vermektedir her hasta operasyon geçirecek diye bir kaide yoktur.
Göz Tansiyonundan Korunmak için neler yapmalıyız.
Göz Tansiyonunu önlemek için sık sık göz tansiyonu ölöülmelidir erken teşhis çok önemlidir.
Yılda En Az 1 Kez göz tansiyonu ölçülmelidir.
Göz Tansiyonu Kimlerde Görülür ?
Yeni Doğan bebeklerde gözler büyükse göz tansiyonu riski vardır
Migren ve tansiyon hastalarında göz tansiyonu riski vardır
Göz Tansiyonu kalıtımsal olarak görülebiliyor ailede göz tansiyonu olan kişilerde görülebiliyor
Hiperemi (Kanlanma) :
Çeşitli göz hastalıklarında ortaya çıkabilen konjonktival hiperemi, klinik olarak yüzeyel ve derin hiperemi olmak üzere iki tipte gelişebilir.
Yüzeyel hiperemi, konjonktivanın göz kapaklarından gelen yüzeyel damarlarının dilatasyonudur. Daha çok konjonktiva hastalıklarında ortaya çıkan bu tip hipereminin özellikleri, açık renkli olması, konjonktiva ile birlikte dilate damaarların hareket etmesi ve bası ile solmasıdır. Hipereminin şiddeti fornikslerden limbusa doğru gittikçe azalır.
Derin hiperemi ise, konjonktivanın derinden gelen ön silier damarlarının dilatasyonudur. Daha çok kornea, uvea, sklera hastalıkları ve akut glokom krizinde ortaya çıkan bu tip hiperemi koyu kırmızı renklidir, damarlar konjonktiva ile birlikte hareket etmez ve hiperemi basmakla solmaz. Şiddeti limbustan fornikslere doğru azalır.
Bazı hastalıklarda iki tip hiperemi bir arada bulunabilir.
Hemoraji ( Kanama) :
Konjonktiva saydam bir doku olduğu için, konjonktiva altı ve içine olan tüm kanamalar plaka tarzında görülürler. Baş ve boyun bölgesinde venöz basıncın arttığı durumlarda, damar hastalıkları ve travmalarda ortaya çıkarlar. Örneğin: Kusma, öksürük, ıkınma, arterioskleroz, doğum travayı, basis krani kırıkları, dalgıç vurgunu, boğma vs.
Kemozis (Ödem):
Konjonktiva ödemi, forniks ve bulbus konjonktivasında daha belirgin olarak ortaya çıkar. Enfeksiyon ve allerjik olaylarda ve venöz dönüşün zorlaştığı hallerde sıktır.
Sekresyon :
Konjonktivanın enflamatuar hastalıklarında, gözyaşı fazlalığı (lakrimasyon) ile birlikte konjonktiva hücreleri ve dilate kan damarlarının eksudasyonundan kaynaklanan sekresyonlar, seröz, mukoid (ipliksi), fibrinöz, mükopürülan ve pürülan karekterde olabilir.
Foliküller ve Papiller Oluşumlar :
Foliküller, daha çok kapak konjonktivasında ortaya çıkan, küçük, açık ve saydam renkli, hafifçe kabarık lenfoid dokuya ait oluşumlardır. Yeni doğanda 3. aya kadar lenfoid doku gelişmediği için foliküller görülmezler.
Papiller ise, enflamatuar hücreler ile istila edilmiş vasküler yapılardır. Poligonal şekilde (kaldırım taşı), kabarık alanlardır.
Pseudomembran ve Membranlar :
Fibrinden zengin eksudalar konjonktiva epiteli üzerinde membranlar oluşturabilirler. Pseudomembranlar, konjonktiva epiteli üzerinden kolayca soyulabildikleri halde, difteri gibi bazı hastalıklarda oluşan gerçek membranlar epitel üzerinden soyulamazlar ve kanamaya neden olurlar.
LABORATUAR ARAŞTIRMALARI:
Konjonktiva hastalıklarında tanı, ayırıcı tanı ve buna bağlı olarak da tedavide önemi olan laboratuar araştırmaları iki şekilde yapılır.
Kültür :
Steril, ucu pamuklu bir çubuğun kirpik kenarları ve konjonktival keseye sürülmesi ile alınır. Örnekler, çeşitli kültür medialarına ekilir ve antibiogram yapılır.
Kazıma :
Kimura spatülü ile hastalığın maksimal olduğu konjonktiva bölgesinden yapılır. Örnekler, gram ve giemsa boyaları ile boyanır.
Akut bakteriel konjonktivitlerde nötrofilik sellüler bir reaksiyon hakimken, viral konjonktivitlerde tipik olarak lenfosit ve monositlerden ibaret mononükleer bir sellüler cevap görülür. Klamidyaların neden olduğu inkluzyonlu konjonktivitlerde ise hem nötrofilik hemde mononükleer karışık bir reaksiyon söz konusudur. İlaveten, klamidyal enfeksiyonlarda kazıma materyelindeki epitel hücrelerinin nukleuslarında “Halberstaedter-Prowazek” ismi verilen bazofilik sitoplazmik inkluzyon cisimcikleri görülmesi hastalık için tanı koydurucu değere sahiptir. Allerjik konjonktivitlerde ise kazıma materyelinde, eozinofilik bir hücre reaksiyonu saptanır.
ENFLAMATUAR HASTALIKLAR
Konjonktivanın enflamatuar hastalıklarına konjonktivit adı verilir. Konjonktivitler etiolojilerine göre, enfeksiyöz (iltahabi) ve allerjik olmak üzere iki grupta incelenebilir.
Enfeksiyöz Konjonktivitler
Klinik olarak akut, kronik ve subakut formlarda gelişebilen enfeksiyöz konjonktivitlerin nedenleri arasında, bakteriler, özellikle de stafilokokus epidermitis ve aureus en sık karşılaşılan mikroorganizmalardır. Enfeksiyöz konjonktivitlerin %70 i bu mikroorganizmalardan kaynaklanırken, bunu sırası ile virüsler ve klamidyalar izlemektedir.
Bakteriyel:
Sıklıkla bilateraldirler. Bakteriel konjonktivitlerin semptomları ağrı, sekresyon ve irritasyon belirtilerinden (yanma, batma, lakrimasyon ve fotofobi ) ibarettir. Sekresyon çoğu kez, pürülan yada mükopürülan karekterdedir.
Muayene bulgusu olarak, ödem, hiperemi, kapak konjonktivasında papiller oluşumlar ve kapak aralığında daralma tesbit edilebilir.
Tanı, klinik bulgular ile çoğu kez konulabilir. Rutin olarak laboratuar araştırmalarına gerek duyulmaz. Bazı kronik olgularda ayırıcı tanıda zorluklar olabilir ve kültür antibiograma gerek duyulabilir.
Tedavide aminoglikozid türü antibiotikler (gentamisin, neomisin, polimiksin, tobramisin vs.) lokal olarak damla ve pomad şeklinde kullanılırlar.
Viral:
Viral orjinli konjonktivitler oldukça sık görülürler. Özellikle adenovirüslerle meydana gelenler epidemilere neden olabilirler(FARİNGOKONJONKTİVAL ATEŞ). Herpes virüsler (zoster ve simpleks),vaksinya ve molluskum diğer etken virüsler arasındadır.
Genellikle tek taraflıdırlar, bilateral olanlarda bir taraf daha fazla tutulmuştur. Sıklıkla geçirilmiş bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkarlar.
Klinik özellikleri arasında, bakteriel olanlardan farklı olarak, irritasyon belirtilerinin çok şiddetli olması, sekresyonun seröz karekterde olması, kapak konjonktivasında foliküler yapıların görülmesi ve preauriküler lenfadenopati sayılabilir. Özellikle adenovirüsler epidemilere neden olurlar ve korneada diffüz şekilde epitelial ve subepitelial enfiltrasyonlar oluştururlar.
Herpes virüsler dışında diğer virüslerle oluşan viral konjonktivitlerin spesifik bir tedavisi yoktur. Hastalık genellikle 2-3 haftada kendi kendini sınırlama eğilimindedir. Adenovirüslerle oluşanlarda keratit bulguları varsa, enflamasyonu kısaltmak için antienflamatuar damlalar (diklofenak) kullanılabilir. Herpes virüslerle oluşanlarda asiklovir (Zovirax) göz pomadı 3 saat ara ile önerilir. Molluskumda ise tıbbı tedavinin bir etkisi yoktur. Lezyon üzerine direkt olarak krio tatbiki yada lokal eksizyon yapılır.
Klamidial:
Klamidyal konjonktivitlerin etkeni “Klamidia Trachomatis” dir. Gözde iki türde enfeksiyona neden olurlar. Bunlardan birincisi D ve K serotipleriyle oluşan Adult İnkluzyonlu Konjonktiviti, diğeri ise A, Ba ve C serotipleriyle oluşan Trahomdur.
Adult inkluzyonlu konjonktivit (TRIC), tipik olarak seksüel bakımdan aktif, genç adultleri etkiler. Enfeksiyon venereal tabiatta olup, bir haftalık bir enkübasyon süresi bulunur. Nonspesifik bir üretrit veya servisitte tabloya eşlik edebilir.
Konjonktivit bilateraldir ve akut olarak başlar. Mükopürülan bir sekresyonun yanısıra foliküler oluşumlarda tabloya eşlik eder. Büyük ve opak olan foliküller, başlangıçta üst göz kapağı konjonktivasında iken daha sonra limbal ve bulber konjonktivaya da yayılırlar. Preauriküler lenfadenopati vardır. Olguların %75 inde korneanın üst yarısında lokalize keratit bulguları saptanır.
Eğer tedavi edilmezse,hastalık kronikleşir, keratit bulguları kötüleşerek korneada mikropannus gelişir.
Trahom ise zayıf hijyenik şartlara sahip, az gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde de güney doğu anadolu bölgesinde görülen ve epidemilere neden olan bir hastalıktır. İnsandan insana direkt olarak bulaşabildiği gibi karasineklerde bulaşmada önemli rol oynarlar.
MacCallan sınıflamasına göre trahom 4 devreye ayrılır:
Stage I (İnsipient trahom): Üst göz kapağı konjonktivasında immatür foliküller belirir.
Stage II (Aktif trahom): Kapaklarda matür foliküller, limbal foliküller, papiller hipertrofi ve korneada keratit (pannus) bulguları vardır.
Stage III (Skatrizasyon): Üst göz kapağı konjonktivasında sedef renkli skatrizasyon (Arlt hattı).
Stage IV (İyileşmiş Trahom): İnaktif bu safha, folikülsüz, papillasız değişen derecelerde skarlarla (kornea ve kapaklarda) karekterizedir.
Trahomda körlük nedeni, hastalığın aktif safhasında (stage II), korneada üst yarıdan başlayan keratit ve fibrovasküler dokudur (pannus). Trahomun komplikasyonları arasında, körlük, kuru göz sendromu ve kapak deformiteleri sayılabilir.
Klamidyal enfeksiyonların tedavisinde, tetrasiklinler (PO yoldan günde 4 kez 250mg ve lokal olarak göz pomadı günde 5 kez) bir ay süre ile kullanılır. Diğer bir tedavi seçeneği azalid grubu antibiotiklerden azitromisin (PO yoldan 1gr/gün tek doz) verilir.
Klamdyal ve viral konjonktivitler arasındaki gerçek ayırım kültür, serolojik ve sitolojik çalışma ile yapılabilir. Klamidyal enfeksiyonlarda, kazıma materyelinde sitoplazmik inkluzyon cisimciklerinin görülmesi tanı koydurucudur.
Oftalmia Neonatorum (Yeni doğan konjonktiviti):
Doğumu takiben ilk bir ayda ortaya çıkan konjonktival enflamasyonlara bu isim verilir. Etkenler ve enkübasyon süreleri şöyledir:
Kimyasal (gümüş nitrat allerjisi)——-Birkaç saat
.Gonokoksik—————————-2 – 4 gün
.Bakteriel——————————4 – 5 gün
.Herpes simpleks————————-5 – 7 gün
.Klamidyal—————————-5 – 14 gün
Enfeksiyöz türde olanlar doğum travayı esnasında anneden bulaşır. Bunlar arasında gonokoksik enfeksiyonlar, hiperakut, pürülan bir enfeksiyona neden olurlar. Koyu sarı renkli, kötü kokulu bir sekresyona ilaveten aşırı bir ödem ve hiperemi olaya eşlik eder. Ödem nedeni ile kapakları açmak ve göz küresini görmek çok güçtür. Eğer tedavi edilmezse kısa sürede korneal ülserasyon ve perforasyon gelişerek göz kaybedilebilir.
Tedavide, sistemik ve topikal yolla penisilin kullanılır. Penisilinin ticari şekilde damla ve pomadları yoktur. Bu nedenle kristalize penisilinden 1 ml de 50.000Ü olacak şekilde hazırlanır (1 Milyon Ü kristalize penisilin + 20 ml serum fizyolojik).
Allerjik Konjonktivitler:
Vernal Konjonktivit: Vernal konjonktivit, sık görülen, nükslerle seyreden, bilateral oküler bir enflamasyondur. Tipik olarak çocukları ve genç adultleri etkiler. Bahar ve yaz aylarında nüksler artar. Hastalığın nedeni olarak spesifik bir allerjen bulunamamakla birlikte, güneş ışınlarının özellikle de ultraviolenin rolü olduğu düşünülmektedir.
Semptomlar: Kaşıntı, irritasyon belirtilerinden (yanma, batma, yabancı cisim hissi, sulanma ve fotofobi) ibarettir. Sekresyon seröz yada beyaz renkli, ipliksi (mukoid) bir yapıdadır.
Bulgular: Konjonktiva ve kapaklarda ödem ve hiperemi mevcuttur. Olguların büyük bir kısmında kapak konjonktivasında kaldırım taşı manzarasında dev papiller oluşumlar ortaya çıkar (kapak tipi vernal k.). Bazen limbusta mukoid nodüller oluşabilir (limbal tip vernal k.). Bazende limbal ve kapak tipleri bir arada bulunabilir (mikst tip vernal k.). Şiddetli formlarda keratitte tabloya eklenebilir.
Tedavi: 1. Güneş ışınlarından korunma (gözlük, şapka vs),
2. Soğuk tatbikat,
3. Antihistaminikli göz damla ve pomadları,
4. Mast hücre stabilizatörleri, damla ve pomad olarak (Na kromolin, Lodoksamid),
5. Kortikosteroidli damla ve pomadlar (yan etkilerinden dolayı şiddetli olgularda ve kısa süreli kullanılmalıdır).
DEJENERESANSLAR
Pinguecula :
Bulbus konjonktivasının kapak aralığına uyan bölgesinde, korneanın her iki yanında (sıklıkla nazalde) oluşan sarı renkte bir kabarıklıktır.
Hyalin dejeneresansı olan bu durum tedavi gerektirmez.
Pterjium :
Bulbus konjonktivasının kapak aralığına uyan bölgesinde, korneanın her iki yanında (sıklıkla nazalde) oluşan, üçgen şeklinde, konjonktivanın kornea üzerine yürümesidir.Kornea merkezine doğru ilerleyen olgularda eksizyon yapılır
Diabetes Mellitus vücudun şekeri kullanma ve depolama yeteneğinin bozulduğu bir durumdur. Artmış kan şeker düzeyi, aşırı susama , acıkma, idrara fazla çıkma, vücuttaki kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Diabet göze katarakt, glokomun yanında retinadaki kan damarlarının hasar görmesiyle de zarar vermektedir.
Diabetik retinopati nedir?
Gözün ışığı algılanmasını sağlayan retina isimli sinir tabakasının kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Hasarlanmış kan damarları sıvı ve kan sızmasına neden olarak sert fırçamsı dallar ve sert skar dokuları oluşmasına, bunlarda retinanın beyine bozulmuş şekiller göndermesine neden olur.
Hastanın diabetik retinopati geliştirme riski zamanla artmaktadır. 15 yıllık diabeti olan birinde retinopati gelişme riski %80 oranında bulunmaktadır. Çocuklarda oluşan diabette retinopati daha küçük yaşlarda başlar. Tedavi edilmeyen diabet hastaları normal bir insana göre 25 kat daha fazla körlük riski bulunmaktadır.
Nedeni ve belirtileri nelerdir?
Tam olarak sebebi anlaşılamamıştır, ancak şeker hastalığı vücudun çeşitli yerlerinde damarlarda hasara neden olmaktadır. Hamilelik ve hipertansiyon şeker hastalığının retinaya olan zararını arttırmaktadır.
Keskin görme noktamız olan makülada ödem oluşmadığı erken dönemde diabetin gözde yaptığı değişiklikler herhangi bir belirtiye yol açmaz. Bunlar sadece muayene sırasında tespit edilirler. Daha ileri seviyelerde kanamalar yüzünden görme bulanıklaşır, bazende tamamen kaybedilir.
Tanı ve teşhis nasıl yapılır?
Göz hekimlerince tam bir muayeneden geçmeniz gerekmektedir. Ciddi seviyedeki retinopati bazen hiçbir belirti göstermez ve tedaviye yanıt verebilir. Bu yüzden diabet hastaları içinde bulundukları riskleri bilmeli ve düzenli olarak gözlerini muayene ettirmelidir. Muayene sırasında göz bebekleri büyütülür ve oftalmoskop adı verilen cihazlarla ağrısız bir şekilde retina gözlemlenir.
Diabetik retinopatiye ait belirtiler varsa özel bir anjiyo çekimi yapılabilir. Bunun için damardan flöresein boya verilir. Boya retina damarlarından geçerken ard arda fotoğrafları çekilir. Bu tekniğe flöresein anjiyografi adı verilir.
Tedavi nasıldır?
Çoğu vaka takip edilir. Ancak belirli bir grup hasta görmenin korunması için tedaviye alınır.
Lazer tedavisi: Damarlardaki kanamaları durduran ve halen tedavideki en etkili yöntemdir. Ufak lazer atışlarıyla makula ödemi oluşturan , kanayan damarlar tıkanır. Retinanın dış bölümlerindede lazer aracılığıyla yeni damar oluşumlarının önlenmesine çalışılır. Bu yöntem ayaktan yapılır ve gözde herhangi bir ağrıya neden olmaz
Diğer tedaviler: Vitreus içine kanama olursa artık retina gözükmediğinden lazer uygulanamaz. Bu gibi vakalarda vitrektomi yapılır. Bu mikroskop altında yapılan özel bir cerrahi müdehale şeklidir. %70 vaka ameliyattan sonra görmesinde artma kaydederler. Ancak kanama olan her vaka hemen ameliyata alınmaz. Bir grup hastada kanama kendiliğinden düzelecektir.
Unutulmamalıdırki !
* Diabetik retinopatinin tedavisi erken teşhisin yanında, hastanın diabet tedavisine ve dietine özen göstermesinede bağlıdır.
* Diabetik retinopati hiçbir belirti vermedende bulunabilmektedir.
* Diabet hastaları en az yılda bir defa göz doktoru tarafından kontrol edilmelidir. Daha sık kontroller diabetik retinopatisi tanısı konan hastalarda uygundur.
Dakriosistit
Nazolakrimal kanal tıkanıklığı sonucu gözyaşı kesesinde gelişen inflamasyondur. Konjenital yada akkiz olabilir.
Tanı:
1. Anatomik tıkanıklığın yerini ve türünü saptamak için sistemin içine radyoopak madde verilerek direkt orbita grafisi çekilir (Dakriosistografi).
2. Lavaj, sonda
3. Lakrimal sistem endoskopisi
Konjenital Dakriosistit (Dakriostenoz):
Yeni doğanlarda %2-6 oranında görülür. Nazolakrimal kanalın alt ucundaki membranın (Hasner valvülü) doğumda henuz diferansiyasyonunu tamamlayarak açılmadığı durumlarda ortaya çıkar.
Doğumdan 2-3 hafta sonra bir yada iki gözde sulanma, çapaklanmaya yol açar.
Membranın diferansiyasyonunu tamamlaması sonucu ilk 6 ay içinde spontan olarak açılma şansı %80-90’dır. Bu nedenle 6-8. aya kadar kadar müdahele edilmez, sadece masaj ve enfeksiyon varsa topikal antibiotik önerilir. İlk 8 ay içinde spontan olarak açılmazsa sonda ile nazolakrimal kanalın alt meatusa açılan ağzındaki kanal perfore edilir. 2,5-3 yaşın üzerindeki olgulara sonda başarısı azaldığından uygulanmaz. 5-6 yaşlarında cerrahi yöntemler ile yeni bir drenaj yolu açılır (Dakriosistorinostomi ameliyatı).
Akkiz Dakriosistit: Akut yada kronik tablo ile seyreder.
Akut Dakriosistit: Gözyaşı kesesinin akut, süpüratif iltahabıdır. Preseptal sellülit gelişimine neden olur. Kese bölgesinde ağrı, ödem, hiperemi ve sulanma ile karekterizedir. Etken çogunlukla pnömokok yada stafilokok türleridir. Kese üzerine bası ile punktumlardan pü regürjite olabilir, yada kesede abse gelişerek deriye fistülize olabilir.
Tedavide antibiotikler ve antienflamatuar ilaçlar kullanılır. Enfeksiyon geçtikten sonra yapışıklıklar nedeni ile sistem, çoğu kez nazolakrimalis seviyesinde tıkandığından cerrahi uygulanır..
Kronik Dakriosistit: Süpüratif belirtiler olmaksızın gelişen gözyaşı kesesi inflamasyonudur. Sulanma ve basmakla punktumlardan saydam mukoid salgı gelmesi ile karekterizedir. Tedavide antibiotiklerden yararlanılır. Kesin tedavisi dakriosistorinostomi ameliyatıdır. Bu ameliyatta orta meatus hizasında burun boşluğu ile kese arasında anastomoz sağlanır
Prof Dr Ayşe Yağcı