İleri yaştaki bir kadın gebe kalmaya karar verirse ilk yapılması gereken gebelik meydana geldiğinde oluşabilecek tıbbi problemlerin ön araştırmasının yapılmasıdır. Önceden saptanmayan hipertansiyon ya da şeker hastalığı gibi durumlar gebelik sonrasında istenmeyen problemlere neden olabilir.
Bir kadın 6 – 12 aylık süre içinde gebe kalamamışsa, bu konuda tecrübeli bir doktor tarafından değerlendirilmelidir. Gerekli ön testlerin tamamlanması 1 – 2 ay kadar sürer, uygun tedavi belirlenerek hemen başlatılır.
Alışılagelen testlerle birlikte, adetin belli dönemlerinde yapılan FSH, LH ve östradiol (E2) ölçümleri, yumurtalıkların durumu konusunda önemli bilgiler sağlar. Sonuçlar, kadının başarı şansı konusunda ek bilgiler verir.
İleri yaş grubundaki kadınlar, genetik problemleri bulunan gebelik şanslarının genç yaştaki kadınlara göre daha fazla olduğunu bilmelidirler. Gebe kaldıklarında, gebelikte yapılan amniosentez veya koryon villus örneklemesi gibi girişimlerle bu durumu ortaya koymak mümkündür.
Tedaviye rağmen sonuç alınamayan yaşlı infertil kadınlar için yurt dışındaki bazı merkezlerden genç kadın yumurtalarının satın alınması bir alternatifken, bu uygulama ülkemizde legal olmadığından evlat edinme düşünülebilir.
Günümüzde kadınlar tarafından evlilik ve gebelik yaşı sürekli olarak ileriye ertelenmektedir.
Bu ertelemenin nedenleri arasında düzenli bir aile yaşantısını oluşturmayı istemek, maddi güvenceyi sağlama kaygısı veya zihinsel olarak anneliğe hazır olduğundan emin olmaya çalışmak sayılabilir.
Basında gerçek dışı bir şekilde yardımcı üreme teknikleri ile ilgili olarak yer alan haberler de ileri yaşlarda gebe kalabilme konusunda kadınlara güvence oluşturmaktadır.
Önemli olan kadının sağlıklı bir gebelik ve gebe kalma potansiyeli üzerine, yaşın etkili olduğunun farkında olmasıdır. Bir kadın için en uygun doğurganlık yaşı 18-24 yaşlar arasıdır.
Gebelik yaşı ertelendikçe kısırlık problemleri artmakta, gebelik süreci zorlaşmakta, gebelik ve doğumun komplikasyonları artmaktadır.
Bu bölüm iki ayrı isim altında incelenmiştir:
*İleri yaşın “doğurganlık” üzerine etkileri
*İleri yaşın “gebelik” üzerine etkileri
A) İLERİ YAŞIN DOĞURGANLIK ÜZERİNE ETKİLERİ
Biyolojik nedenlerden dolayı ileri yaşlarla birilikte doğurganlık azalır. Otuz yaş altında herhangi bir ayda gebe kalabilme şansı % 20 iken, 40 yaş üzerinde bu şans yalnızca % 5 olarak öngörülmektedir.
Tüp bebek gibi ileri infertilite tedavilerinde dahi 40 yaş üzerinde gebe kalma şansı azalırken, düşük ve anomalili bebek şansı artmaktadır.
Doğurganlıkta olan bu değişiklikler; içinde bulunulan sağlık durumu, yumurtlama fonksiyonunda oluşan değişiklikler ve yumurtalıktan atılan yumurtanın yapısındaki değişiklikler ile açıklanabilir.
Ayrıca kırk yaşına gelene kadar bir çok kadının başından doğurganlığını etkileyebilecek, kadınlık organları ile ilgili enfeksiyon, dış gebelik, appendisit, endometriosis ya da cerrahi müdahale geçebilmektedir.
Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde infertilite tetkiklerine 1 yıl başarısızlıktan sonra başlanırken, kadının yaşı 40ın üzerinde ise bu süre 6 ay olmalıdır.
Yaşlanma yalnızca kadınları etkilemez. Erkeklerde, kadınlardaki gibi bir menopoz olmamakla birlikte, seksüel fonksiyonlar ve gebelik oluşturma kabiliyetinde yaşlanma ile birlikte değişiklikler meydana gelir.
Yaşlanma ile birlikte testisler çok hafif bir şekilde ufalır ve yumuşar. Sperm şekli ve hareketliliği de azalma eğilimindedir. Bu değişikliklere rağmen erkekler için çocuk sahibi olabileceği maksimum bir yaş yoktur.
Sıklıkla yaşlanma ile birlikte erkeklik hormonu olan testosteron düzeylerinde hafif bir azalma meydana gelir ve bu cinsel isteğin (libidonun) azalmasına neden olabilir.
Ancak; özel bir sağlık problemi olmayan bir çok erkeğin, yaşlanma ile birlikte cinsel yaşamında belirgin bir değişiklik olmaz ve fertiliteleri azalmakla birlikte ömür boyunca devam edicidir.
Yaşla Birlikte Gelen Yumurtalıklardaki Değişiklikler
Beyinde bulunan hipotalamus ve hipofiz gibi yapılar yumurtlamayı ve adet düzenini salgıladıkları FSH ve LH gibi hormonlarla yönetirler. Kadınların çoğu ilk adet gördükleri dönemde (puberte) yumurtalıklarında toplam 300.000 yumurta hücresine sahiptirler.
Her adet döneminde olgunlaşarak gebelik oluşturmak üzere atılan tek yumurta hücresi, birlikte gelişmeye başladığı 500 – 1000 yumurta arasından seçilmektedir. Geri kalan yumurtalar ise kendi kendilerine imha olmaktadır (=atrezi).
Menopoz dönemine yaklaşan bir kadının yumurtalıklarında yalnızca birkaç bin yumurta hücresi kalmıştır. Bu yumurta hücreleri ise genelde FSH ve LH hormonlarına istendiği gibi yanıt vermezler ve beyindeki yapılar kontrolü sağlamak için bu hormonların kandaki düzeylerini arttırırlar.
Adetin 3. gününde FSH düzeylerinde yükseklik saptanması yumurta hücresindeki kalitesizliğinde indirekt bir işaretidir.
FSH ve LH a azalan yumurtalık cevabı ile birlikte, yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının da seviyeleri düşer. Adetler arasındaki süre kısalabilir ve yumurtlamalar oluşmayarak adetlerde sekmeler görülebilir.[yenisayfa]
Yaşla Birlikte Gelen Yumurta Hücresindeki Değişiklikler
Yaşlanan kadın ile birlikte “yumurta kalitesi” düşer, bu da sperm tarafından döllenme kabiliyetlerinin azalmasına neden olur. Bu yumurtaların döllenmesi durumunda genetik bozukluklar açısından daha fazla risk söz konusudur. Örneğin, Down Sendromu (21. kromozomun iki yerine üç tane olması, mongol bebek) yaşlı kadınların çocuklarında daha sık görülür.
Anne Yaşına Göre Yenidoğanda Kromozomal Anormallik Riski
Anne Yaşı
(yıl)
Down Sendromu
Riski
Toplam Kromozomal
Anomali Riski
20
1/1667
1/526
25
1/1250
1/476
30
1/952
1/385
35
1/378
1/192
40
1/106
1/66
41
1/82
1/53
42
1/63
1/42
43
1/49
1/33
44
1/38
1/26
45
1/30
1/21
46
1/23
1/16
47
1/18
1/13
48
1/14
1/10
49
1/11
1/8
Genetik problemi olan yumurtanın döllendikten sonra büyüme ve hayatta kalma şansı çok düşüktür. Bu nedenle de 40 yaşın üzerinde düşük yapma açısından artmış bir risk söz konusudur.
Yaşla Birlikte Artan Düşük Yapma Olasılıkları
Anne Yaşı (yıl)
Kendiliğinden Düşük (%)
15 – 19
19 9,9
20 – 24
9,5
25 – 29
10
30 – 34
11,7
35 – 39
17,7
40 – 44
33,8
45 ve üstü
53,2
Kırk yaş üzerindeki kadınların gebe kalma şanslarındaki azalma büyük oranda yumurta hücrelerinde artan kromozomal problemler ile ilgili gözükmektedir.
Yaşlı kadınlarda, genç kadınların yumurta hücreleri kullanılarak yapılan tüp bebek tedavilerindeki (oosit bağışı) başarının, genç kadınlarınki ile benzer oranlarda olduğu göstermiştir. Bu da yaşlı kadınların gebe kalmasının önündeki en önemli engelin, yumurta hücrelerinde zaman içinde oluşan problemlerin olduğunu doğrulamaktadır.
Yaşlanma ile yumurta kalitesinde meydana gelen bu bozulmayı önlemek için yapılabilecek hiçbir şey yoktur.
Günümüzde kadınlar tarafından evlilik ve annelik yaşı sürekli olarak ileriye ertelenmektedir.
Bu ertelemenin nedenleri arasında öncelikle mesleki kariyerini sağlamlaştırmak, maddi güvenceyi sağlama kaygısı veya psikolojik olarak anneliğe hazır olmaya çalışmak sayılabilir.
Ayrıca yaşanan teknolojik gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri (mikroenjeksiyon-tüp bebek) ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir artış vardır.
Yıllarca hamile kalamamış pek çok kadın bu yolla gebe olmanın mutluluğunu yaşmaktadır. Bunun sonucu olarak da ileri yaş gebelikleri günümüzde daha çok görülmektedir.
Önemli olan konu ise, kadının, sağlıklı bir gebelik ve gebe kalma potansiyeli üzerine, yaşın etkili olduğunun farkında olmasıdır. Bir kadın için fizyolojik anlamda en uygun doğurganlık yaşı 20-30 yaşlar arasıdır.
Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna İleri Anne Yaşı denir. Bu tip gebelikler riskli gebelikler grubundan kabul edilip daha yakından ve özel bir takip gerektirir.
Aslında 35 yaş sınırı, tamamen istatistiki verilerden yola çıkarak saptanmıştır. Yani 35 yaş ve üzerindeki gebeliklerde anne adayları, daha fazla komplikasyon riski ile karşı karşıyadır ve anne yaşı arttıkça risk artmaktadır.
Bu yaş elbette kesin bir sınır olmayıp, giderek artan bir risk artışını ifade etmektedir.
Öncelikle gebe kalabilme konusunu ele alırsak; yaşın ilerlemesi gebelik oluşması için kesin bir engel değildir fakat yaş ilerledikçe gebelik elde edilene değin geçen süre uzar. Otuz yaş altında herhangi bir ayda gebe kalabilme şansı % 20 iken, 40 yaş üzerinde bu şans yalnızca % 5 olarak bildirilmiştir.
Bir başka deyişle; 25 yaşındaki bir kadın genellikle birkaç ay içinde gebe kalabilirken, 35 yaşın üzerindeki normal kadınlarda bu süre 6 aydan daha uzun sürebilir. Düşük yapma riski de benzer şekilde yaşla birlikte artmaktadır.
Tüp bebek gibi ileri ileri düzey kısırlık tedavilerinde dahi 40 yaş üzerinde gebe kalma şansı azalırken, düşük yapma ve anomalili bebek riski artmaktadır.
Yaşlanan kadın ile birlikte “yumurta kalitesi” düşer, bu da sperm tarafından döllenme kabiliyetlerinin azalmasına neden olur. Bu yumurtaların döllenmesi durumunda genetik bozukluklar açısından daha fazla risk söz konusudur. Örneğin, Down Sendromu (21. kromozomun iki yerine üç tane olması, mongol bebek) yaşlı kadınların çocuklarında daha sık görülür.
Yaş ilerledikçe gebelik elde edilmesini zorlaştıran nedenler;
Yumurtalıkların yaşlanması
Kız çocuklar doğduklarında yumurtalıklarında yaklaşık 400.000 adet yumurta bulunur. Doğumdan sonra yumurta üretimi olmaz ve kadının yaşı ilerledikçe yumurtalar da geriye dönüşsüz olarak azalır ve de yaşlanır.
Döllenme oranında azalma
yaş ilerledikçe yumurtanın sperm ile döllenebilme ve döllendikten sonra iyi kalitede bir embryo oluşturma şansı azalır. Elde edilen gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimali de artar.
Rahim iç zarının döllenen yumurtayı tutma yeteneğinin azalması
İlerleyen yaş ile endometriumun (rahmin iç tabakasının) döllenen yumurtayı tutma yeteneğini azalır ve dolayısıyla gebelik şansı düşer
Endometriozis hastalığı ve myomların görülme sıklığının artması
yaş ilerledikçe karın içine kanamalar yaparak infertiliteye neden olan endometriozis hastalığı ve rahim içinde yer kaplayan myomlar daha sık görülür.
Ayrıca kırk yaşına gelene kadar bir çok kadının başından doğurganlığını etkileyebilecek, kadınlık organları ile ilgili tüpleri tıkayabilen iltahaplar, dış gebelik, appendisit, endometriosis ya da değişik nedenlere bağlı cerrahi müdahaleler geçebilmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki üreme sağlığı açısından kadınların biyolojik yaşı kronolojik yaşından daha önemlidir. Bazen 45 yaşındaki bir kadın düzenli olarak yumurta üretirken çok daha genç olan bir kadın erken olarak menopoz dönemine girmiş olabilir.
Otuzbeş yaşın üzerindeki evli çiftler düzenli ilişki kurmalarına rağmen gebe kalamadıkları taktirde hekime başvurmak için altı aydan daha fazla beklememelidirler.
Elbette yaşlanma yalnızca kadınları etkilemez. Erkeklerde ise, kadınlardaki gibi bir menopoz olmamakla birlikte, seksüel fonksiyonlarda azalma ve gebelik oluşturma kabiliyetinde yaşlanma ile birlikte değişiklikler meydana gelir.
Sıklıkla yaşlanma ile birlikte erkeklik hormonu olan testosteron düzeylerinde hafif bir azalma meydana gelir ve bu cinsel isteğin (libidonun) azalmasına da neden olabilir.
Yine erkeklerde gösterilmiştir ki yaşlanma ile birlikte testisler de bir miktar küçülür ve yumuşar. Sperm şekli ve hareketliliği de yıllar içersinde az da olsa kötüleşme eğilimindedir.
Bu değişikliklere rağmen erkekler için çocuk sahibi olabileceği maksimum bir yaş sınırı yoktur.!
İleri yaştaki bir kadın gebe kalmaya karar verirse;
öncelikle gebelik meydana geldiğinde oluşabilecek tıbbi problemler olup olmadığı araştırılmalıdır. Örneğin hipertansiyon ya da şeker hastalığı gibi durumlar gebelik sürecinde sıkıntı yaratabilir.
Gebe kalma potansiyelini değerlendirmek üzere adetin 2-4 günlerinde yapılan FSH ve östradiol (E2) ölçümleri ve ultrason ile yumurtalıkların görünümünün değerlendirilmesi önemli bilgiler sağlar.
İleri yaş grubundaki kadınların bilmeleri gereken önemli bir konu da genetik problemi bulunan bebek taşıma şanslarının genç yaştaki kadınlara göre daha fazla olduğudur.
Gebe kaldıklarında, amniosentez veya koryon villus örneklemesi gibi girişimlerle bu durumu ortaya koymak mümkündür.
Etkili tedaviye (aşılama ve tüp bebek gibi)rağmen sonuç alınamayan yaşlı infertil kadınlar için yurt dışındaki bazı merkezlerden genç kadın yumurtalarının satın alınması yani yumurta bağışı (donasyon) düşünülebilir. Ancak yasalarımız buna imkan vermediğinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde bu işlem yapılmamaktadır.
İleri anne yaşına sahip gebeler hamilelik süresince de pek çok sıkıntı ile baş etmek zorunda kalabilirler.
Örneğin gebelikte ciddi bir sorun olan tansiyon yükselmesi (hipertansiyon), gebelik şekeri, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, peripartum kardiyomyopati (doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği ), doğum sonrası kanamalar , plasental anormallikler, erken doğum, ölü doğum gibi istenmeyen olaylar da daha sık yaşanmaktadır.
Anne yaşının artmasıyla gebelikte diğer sistemik hastalıklar olma şansı da artmaktadır.
Ama tüm bunlar anne adayını korkutmamalıdır. Tecrübeli Hekimler tarafından dikkatli bir takip ve yerinde müdaheleler ile bu riskler minimal düzeye indirilebilir.!
Bebeği bekleyen riskler var mıdır?
İleri yaşta anne olmak sadece hamileler açısından değil bebekler açısından da risk taşıyabilir.
Daha önce de bahsedildiği gibi 35 yaşın üzerinde oluşan gebeliklerde ortaya çıkan önemi sorunlardan birisi artmış kromozom anormalliği olasılığıdır. Bunlar arasında Down sendromu (mongolizm) önemli bir yer tutar.
Annede oluşan gebeliğe bağlı hastalıklar, gebeliğe bağlı hipertansiyon, şeker hastalığı ve plasental anormallikler nedeniyle bebeğin erken doğurtulduğu durumlarda bebek erken doğumdan kaynaklanan tehlikelere maruz kalmaktadır.”
Sonuç olarak bilinmelidir ki kadınlar açısından gebelik yaşı ertelendikçe kısırlık problemleri yaşanmakta, gebelik süreci zorlaşmakta, gebelik ve doğumun komplikasyonları artmaktadır.
SLE, multiorgan tutulumu alan otoimmun bir hastalıktır. Gebelik başlangıcından 6 ay önce tam remisyon girmişlerde hastalık alevlenmesi olmazsa gebelik başarılı bir şekilde sonlandırılabilir. Ama çoğu kez bu durum mümkün değildir. İlk tanısı gebeliğin başında konulan hastalarda bile geç dönemlerde hipertansiyon ve renal fonksiyonel bozukluk görülebilir, hastalarda saptanan LE-antikoagulam plasental bariyeri geçerek intrauterin ölümlere yol açabilir. Klinik olarak artrit ve artraljiler, deri bulguları, nefrit, ateş, santral sinir sistemi bulgular, Reynaud fenomeni, plörezi, perikardit, hemolotik anemi, lökopeni, trombositopeni gözlenir. Tanı yukarıda sayılan belirtilen dört veya daha fazlası ve pozitif antinukleer antikorların
varlığı ile konur.
SLE hastaların fertilite oranları normaldir, fakat kortikosteroid tedavisi ile amenore ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Remisyonda alan hastaların gebelikleri normaldir, fakat hastalıkların aktivitesi artarsa veya yeni tam konulmuş ise, prematür doğum riskinde artış vardır. Postpartum dönemde hastalığın alevlenme olasılığının artması; BU HASTALARIN GEBELİK VE POSTPARTUM DÖNEMDE ÇOK YAKIN TAKİPTE OLMALARINI GEREKTİRİR.
SLE hastalarda en sık karşılaşılan sorun recurrent abortlardır. Bu düşüklerden antifosfolipid antikorları sorumlu tutulmaktadır. Bu otoantikorlardan antikardiolipin antikorları ELİSA tekniğiyle, LAF ise APTZde uzama ile saptanmaktadır. Anti- fosfolipid antikorları saptanan hastalarda düşükleri önlemek amacıyla düşükdoz aspirin veya heparin ile atikoagülasyon, prednizolon ile immunsupresyon ve intravenöz gammaglobulin tedavileri denenmektedir. Bu tedaviye karşın, gebelerde preeklampsi sık görülmekte ve gerek gebeliğin gerekse post-partum dönemin çok yakından izlenmesi gerekmektedir.
SLEli gebelerin çocuklarında yüksek oranda konjenital kalp hastalığı görülmektedir. SLEde %25-30 oranında görülen anti- Rho (SS-A) antikorlu gebelerin çocuklarında izole konjenital komplet kalp bloğu olduğu saptanmıştır.
Gebelikte yaklaşım dikkatli bir hikaye, fizik muayene ve kardiyak veya rena tutulum göstermek için gerekli olan laboratuvar değerlendirmeyi içerir. Hastaya duygusal açıdan stabil bir hayat tarzı ve istirahat önerilir. Önceden verilen anti-inflamatuar ilaçlara devam edilmeli; gebelik boyunca bu ilaçlar azaltılmamalıdır. Gebelik boyunca renal fonksiyon ardarda değerlendirilmelidir. Ayrıca fetal büyüme de sıklıkla takip edilmelidir. Antenatal testler genellikle 32. haftada başlar.
Sonuç olarak: SLE; roproduktif performansı ciddi bir şekilde etkilemekte ve çoğu kez yineleyen gebelik kayıplarına yol açmaktadır. Bu bakımdan rutin habitüel abortus incelemeleri sırasında APTZ ve ELISA-ACA testleri de yapılarak bu olasılık taranmalıdır. Postpartum dönem alevlenme açısından dikkatli olunmalıdır.
Sistemik Lupus Eritematosus (SLE) çoğunlukta çocuk doğurma yaşındaki kadınları tutan bir kollagen hastalığıdır. Hastalık klinik düzeyde tanınmasa bile ilk tanı gebelikte konabilir. Son yıllarda 5 yıllık yaşam şanSI %90ın üzerine çıkmıştır. Multi organ tutulumu olan otoimun bir hastalık olup, 20-30 yaşları arasındaki bayanları etkiler (8: 1) ve siyahlar arasında insidans daha yüksektir.
Lockshin ve ark. gebe SLElularda; gebe olmayanlara oranla remisyon ve alevlenme açısından önemli bir fark olmadığını bildirmişlerdir. Postpartum dönem; gebelikteki yüksek steroid düzeylerinin ortadan kalkması nedeniyle alevlenmeler için çok uygundur. Bu hastalarda tekrarlayan düşükler: IUGG lntrauterin alum ve preeklampsi-ek- lampsi sık görülür. Bu gebelik komplikasyonlarından LAF = Lupus antikkoagülan aktör ve ACA= antikordiolipin antikor sorumludur.
Gebelik planlayan her anne adayının hamile kalmadan önce bir kadın doğum uzmanına başvurması sağlıklı bir gebelik, doğum eylemi ve doğum sonrası dönem için çok önemlidir.
Amaç anne adayının gebe kalmadan önce varolan tüm risk faktörlerini saptamak, gebeliği esnasında ortaya çıkabilecek bir rahatsızlığı zamanında teşhis etmek ve bu risk faktörleri kontrol altına alındıktan sonra gebeliği planlamasını sağlamaktır. Bu şekilde sorunsuz bir gebelik ve sağlıklı bir doğum teminat altına alınır.
Doktorunuza başvurduğunuzda yapacağınız görüşmede yaşınız, mesleğiniz, çalışma hayatınız, uyku ve dinlenme alışkanlıklarınız, egzersiz alışkanlıklarınız gibi size önemsiz görünebilecek bazı sorular doktorunuza ipuçları verecektir. Ayrıca beslenme alışkanlıkları, alkol ,sigara ve diğer madde kullanımı, gebeliğinizi olumsuz etkileyebilecek kronik hastalıkların (yüksek tansiyon, kalp, böbrek, şeker hastalığı, sara nöbetleri gibi) belirlenmesi, daha önce geçirmiş olduğunuz ameliyatların ve hastalıkların (myom, yumurtalık kisti, iltihaplanmalar gibi) sorgulanması ve varsa önceki gebeliklere ait olumsuz durumların anlatılması (düşük, ölü doğum, anomalili doğum gibi), sizin ve doğacak bebeğinizin sağlığı hakkında fikir verecektir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe veya hamile kalındığında düşüklere sebep olabileceğinden hastanın öyküsü son derece önemlidir.
Görüşmede anne ve baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, yaş ve genetik faktörlere bağlı riskler belirlenir, gerekiyorsa genetik danışmanlık istenir. Ayrıca anne ve baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının sorgulanması hamilelik ve bebeğe gelebilecek zarar açısından önemlidir.
Kişinin hikayesi ve genel sağlık durumu ile ilgili bilgi alındıktan sonra sıra muayeneye gelir.
Genel muayenede boy, kilo, tansiyon ve vucut tipi özellikleri, organlarda fonsiyon bozuklukları olup olmadığı araştırılır.
Jinekolojik muayene ile vaginal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır. Transvaginal ultrasonografi ile gebeliği olumsuz etkileyebilecek olan yumurtalık kisti, rahimde miyom, polip gibi durumlar ortaya çıkarılır.
Son bir yıl içinde alınmadıysa Pap Smear alınır.
Tansiyon ve kilo ölçümü, laboratuar incelemeleri (tam kan, tam idrar, idrar kültürü, anne ve babanın kan grubu, açlık kan şekeri ölçümü, böbrek işlevlerini değerlendirmek için kanda BUN ve kreatinin seviyelerinin ölçümü, Hepatit ile ilgili testler, toksoplazma paraziti veya rubella (kızamıkçık) virüsü ile ilgili testler, tiroid bezinin değerlendirilmesi amacıyla TSH ölçümü istenir.
Muayene ve yapılan tetkikler sonucu saptanan rahatsızlıklar için doktorunuz ilgili branştaki bir doktora sizi yönlendirebilir veya tedaviniz düzenlenebilir. Örneğin kansızlık, idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi.
Tüm incelemeler yapılıp, var olan rahatsızlıklar tedavi edilip hamile kalmaya engel bir durum olmadığı saptandıktan sonra sıra önerilere gelir.
Rubella (kızamıkçık)’a karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir, ancak bu aşı canlı virüslerden yapılmış olduğu için yaptırdıktan sonra 3 ay süreyle hamile kalmamanız gerekir.
Şeker hastalığı saptanmış ise kan şeker seviyesinin düzenlenmesi ve normal seviyeye çekilmesi bu hastaların bebeklerinde anomali ortaya çıkmasını önemli ölçüde engeller.
Sigara kadında yumurta sayısını, erkekte de sperm sayı ve kalitesini azalttığı için gebe kalmada güçlüğe, kadınlarda düşük, erken doğum veya düşük ağırlıklı bebeğe yol açabilir. Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını azaltabilir, bebeklerde anomali, zeka geriliği, davranış bozukluğu meydana gelebilir.
Beslenme son derece önemlidir. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir.Çünkü gebelikte diyet önerilmemektedir. Suni tatlandırıcılar ve kafein azaltılmalıdır. Hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez ,ancak bu durumun tek istisnası Folik asittir ve günde 400 mikrogram Folik asit alınması bebekteki merkez sinir sistemi anomalilerini önlemektedir.
İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi de çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde gebe kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.
Günümüzden yaklaşık 100 yıl öncesine kadar doğum ile ilgilenen doktor ve ebeler sadece doğum olayı ile ilgilenirler gebeliğe ve gebelikte takibe çok fazla önem vermezlerdi. Tıp bilmindeki gelişmelere paralel olarak gebelik ve fetal gelişimdeki pekçok faktörün anlaşılması buna bağlı olarak görülen anne ve bebek ölümlerinin azalmasında ve sağlıklı toplumların oluşmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu olayda tıp alanındaki ilerlemeler kadar iletişimdeki gelişmelerin etkisi ile anne ve baba adaylarının bilinçlenmesinin ve günümüzde takip talep etmelerinin de rolü son derece önemlidir.
İlk doktor ziyaretini hamile kaldıktan sonra yapmak her zaman yeterli olmayabilir. Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.Doktorunuz hem sizin hemde dünyaya getirmeyi planladığınız bebeğinizin zarar görmesini engellemek için bazı muayene ve tetkikler yapacak size sağlklı bir hamilelik dönemi için önerilerde bulunacaktır.
Gebelik Öncesi Danışmanlık
Gebeliğin başarı ile sonlanmasında gebelik öncesi alınan bazı önlemler ve tedaviler etkili olabilmektedir. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadında gebelikten önce kan şeker düzeylerinin kontrol altına alınması anomalili bebek doğurma riskini en aza indirecektir.Benzer şekilde gebelik üzerinde etkili olabilecek tüm hastalıklar ya da sosyal davranışlar kontrol edilmelidir.
Kişideki bazı durumlar gebeliği olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, gebeliğin kadını olumsuz yönde etkileyebileceği bazı hastalıklar da mevcuttur. Örneğin konjenital ya da sonradan edinilmiş kalp hastalıkları, akciğer damarlarındaki yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı ya da bazı konjenital anomaliler(sakatlıklar) kadın gebe kaldığında hayatını tehdit edebilecek komplikasyonlara yol açabilir.
Yine daha önceki dönemlerde düşük ya da ölü doğum ile sonuçlanmış başarısız gebelik tecrübesi yaşayan kadınlar gebelik öncesi danışmanlıktan fayda görebilirler.
Anne yaşı, madde ya da ilaç bağımlılığı, viral enfeksiyolar gibi faktörlerde söz konusu ise gebelik öncesi danışmanlık ayrıca önem kazanır.
Gebelik öncesi muayene
Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile iligili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır.
Doktorunuz “ben bebek sahibi olmak istiyorum” diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptayarak bunları tedavi edecektir.
Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir.
Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Myom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.
Obstetrik öykü olarak adlandırılan ve daha önceden yaşamış olduğunuz hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.
Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır. Bu tür bir problem varlığında doktorunuz gebelik öncesi genetik danışmanlık isteyebilir.
Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır.
Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.
Muayene
Öykü alındıktan ve kişinin genel sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgi edinildikten sonra sıra muayeneye gelir. Bu jinekolojik muayenede standart muayeneden farklı bir işlem yapılmaz.
Muayenede vajinal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır. Transvajinal ultrasonografi(alttan ultrason) ile rahim ve yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Myom, kist, endometrioma varlığı araştırılır.Rutin bilinenin aksine alttan ultrasonun gebeliğe bir zararı yoktur,çünkü bu ultrason vajinadan yapılır rahim ağzı yada rahime teması yoktur. Eğer bir zararı olsa idi tüm gebelerde cinsel ilişki yasak olmalıydı,oysa gebeliğin son 3 haftasına dek ilişkide bir sakınca yoktur.
Eğer daha önceden yapılmadıysa ya da yapılmış olsa bile üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş ise mutlaka smear testi yapılmalıdır.
Muayenenin son aşaması boy,kilo ve tansiyon tespitinin yapılmasıdır.
Laboratuvar incelemeleri:
Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinenen herhangi bir hastalığı olmayan kişlerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:
Tam kan sayımı
Tam idrar tetkiki
Anne ve babanın kan grupları
Toksoplazma ile ilgili testler
Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
Hepatit B ile ilgili testler
Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi (gebeliğin 24-28. haftalarında yapılır)daha önemli bilgiler verebilir. 140MG/D L VE ÜZERİNDE DEĞERLER 100 GR ogtt ENDİKASYONUNU DOĞURUR.
Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.
Öneriler
Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.
Yapılan tetkiklerde rubella’ya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.
Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.
Gebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pekçok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona detek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gebelik sonrası takip
Üreme çağında ve düzeli adet gören kadınlarda aniden adet kesilmesi saptandığında ilk şüphelenilmesi gereken durum gebeliktir. Bu nedenle prenatal bakımın ilk aşaması gebeliğin tespitidir. %8 oranında son adet tarihinden itibaren 40. gün civarında hafif bir kanama olabilir. Bu gebelik ürününün rahime yerleştiği döneme (implantasyon) denk gelen bir kanamadır. Adet gecikmesi olduğunda ve bu gecikme 10 günü geçtiğinde idrar ya da kanla yapılan tahliler yardımı ile mutlaka gebelik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür testler sadece herhangi bir gebeliğin var olup olmadığını gösterirler. Eğer gebelik testi pozitif ise yapılması gereken ilk işlem bir ultrasonografi ile gebeliğin normal olup olmadığının saptanmasıdır. Test pozitif olduğu halde gebelik ürünü gelişmemiş olabilir (blighted ovum, boş gebelik), veya bir dış gebelik söz konusu olabilir Benzer şekilde de halk arasında üzüm gebeliği denilen mol gebelikte ya da embryonun hayatını yitirdiği missed abortus denen durumlarda da hiçbir belirti olmaksızın sadece gebelik testi pozitif olabilir. Böyle durumlar anne hayatını tehtit eden sonuçlar doğurabilirler. Bebek öldüğü halde plasenta bir süre daha hormon salgılanmaya devam edeceğinden gebelik testleri uzunca bir süre daha pozitif sonuç verebilir. Ama bu sağlıklı bir gebelik olduğunu göstermez.
Gebeliğin saptanıp, rahim içerisinde canlı normal bir gebeliğin varlığı ultrason ile tespit edildikten sonraki ilk aşama bu gebeliğin yaşını hesaplamaktır. Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen gün değil son adet kanamasının başladığı ilk gün gebeliğinde başlangıcı olarak kabul edilir (son adet tarihi=”SAT”).
Sigara:
Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte,ani bebek ölümleri görülebilmekte, çocugun eşi normalden aşağıda yerleşebilmekte ve bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.
Alkol:
Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.
Stres:
İsrail’de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.
Beslenme:
Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pekçok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diet önerilmez. Yaygın kanının aksine beslenme bozukluğu olmayan kişilerde hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez. Bu durumun istisnası folik asittir.
Hamile kalmadan önce B grubu vitaminlerden biri olan folik asit takviyesi faydalı olmaktadır. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50′ye yakın oranda azaltır. Buna karşın folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair az sayıda araştırma da mevcuttur. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi üreme çağındaki her kadının hergün folik asit almasını önermektedir.
Önemli noktalar
Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez. Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahimi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.
Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir.
Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir.
Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75′i 6 ay içinde gebelik elde eder.
Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir. Gebe kalan kadınlarda ilk hedef gebelik öncesi takip ve bakımdır . Bu aşamadan sonra ise doğum öncesi takipler başlar.
Özetle, “Prenatal takip” adıyla anılan bu bakımın ana hedefleri:
1)Anne ve fetusun sağlık durumunun tanımlanması
2)Gebelik yaşının saptanması ve fetal gelişimin izlenmesi
3)Komplikasyon riskindeki hastaların tanımlanması ve riskin mümkün olduğunca azaltılması
4)Gebelik problemlerinin önceden tahmin edilip önlenmesi
5)Hastanın eğitilmesidir.
Bu amaçların gerçekleşmesi bir takım, planlı,efektif,sağlık hizmeti ile mümkündür.
MADDE 74. Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.
Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.
Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.
Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.
İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra bir(1) yıla kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.Doğum sonrası nöbet tutmama süresi de 6 aydan 1 yıla çıkarılmıştır..
Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için 6 aya kadar günde toplam üç saat süt izni verilir.(2. 6 ay için 1,5 saat/ gün) Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kulllanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.
Ancak yasal hakkınız olan bu izni kullanabilmek için yapmanız gereken işlemler vardır. Bunlardan en önemlisi hamileliğinizin 32. haftasında doktorunuzdan alacağınız rapor ile bağlı olduğunuz SSK hastane ya da polikliniğine başvurarak raporu onaylatmanız ve çalıştığınız kurumdaki personel bölümüne iletmenizdir. Daha sonrak işlemler ile ilgili olarak personel biriminizden bilgi alabilirsiniz.
ÖNEMLİ NOT:
Hamile bayanlar hamileliklerinin kaçıncı haftasında olduklarını genelde doğru hesaplayamıyorlar. Bu nedenle doğum öncesi iznine ayrılmaları gereken zamanı da yanlış planlıyorlar. Bu konu ile ilgili bir kullanıcı yukarıda yazılan ifadelerin yeterince açık olmadığını belirtiyor. Oysa kanun bu konuda son derece net ve açık. Doğumdan 8 hafta önce izine ayrılınabilir diyor. Gebelik 40 hafta olduğuna göre 8 hafta öncesi 32. haftaya geliyor. Yani 32. haftanın dolmuş olması gerekli. Son adet tarihine göre 31 hafta 5 günlük gebeliği olan bir kadın 32. haftalık hamile değildir, 31 hafta 5 günlük hamiledir. Tüm yaş hesaplamalarında bitirilen yaş dikkate alınır. 31 hafta 5 günlük hamile bir kadının gününün dolmasına daha 8 hafta 2 gün vardır. Bu nedenle izine ayrılma hakkını elde edeceğiniz günü hesaplarken son derece basit bir yöntem uygulayabilirsiniz. Son adet tarihinize göre beklenilen doğum gününe kaç gün kaldığını sayın. Bunun kaç hafta ve kaç güne denk geldiğini hesaplayın.
Gebelik , kadınların yaşamında, dolayısı ile sağlığında çok önemli bir paydayı kapsar. Bunun bir sebebi de gebe kadının, kendisinden hariç, bir başka canı da taşıması, dünyaya yeni bir can getirmesidir.
Gebelik ve doğum çok doğal bir süreç olsa da, taşıyabileceği riskleri sebebi ile bir çok kötü sürprize de yol açabilir. Bu riskler tarih boyunca bir çok kadının sağlığını , kimi zaman da canını , tehlikeye sokmuştur. Modern tıp bu risklerin önemli bir kısmını kontrol altına almıştır. Bunda hastalıkların daha iyi bilinmesi, teşhisi ve tedavisi kadar, koruyucu tedbirler ile risklerin ortaya çıkmadan engellenmesinin de rolü olmuştur. Şurası unutulmamalıdır ki , tıptaki bütün bu ilerlemelere rağmen , halen bütün hastalıklar tedavi edilememekte ve hastalıklar kimi zaman geriye bazı hasarlar bırakarak iyileşebilmektedirler. Bu sebeple sağlıklı bireylerin, hasta olduklarında tedavisinden öte, hiç hasta olmamalarının sağlanması tıbbın belki en önemli amacıdır.
Çocuk sahibi olmayı planlayan bütün çiftlerin gebelik öncesi bazı kontrollerden geçmesi bir çok sorunu engelleyebilir, engellenemeyen bir çoğunun ise hasarsız veya daha az hasarlı atlatılabilmesini sağlayabilir. Bu sebeple çocuk sahibi olmak isteyen her çift bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına gidip ilgili muayene ve incelemeleri yaptırmalıdır.
Bu konuya ilgi duyan uzmanların farklı yaklaşımları olabilir. Benim tarzım şu şekilde:
Çiftin tüm öyküsünü kayda alırım. Bu öykü anne adayının yaşı , kadın olarak öyküsü kadar , gerek anne adayının gerek ise baba adayının özgeçmiş ve soy geçmiş detaylarını kapsar.
Buradan baba adayının anne adayına aktarabileceği cinsel yolla geçen-veya başka yollarla bulaşabilecek mikrobik hastalıkları saptayıp tedavi edebiliriz.
Her iki soyun bazı soyaçekim ( genetik ) hastalıklarının ip uçlarını verebilir ve gebelik öncesi araştırılabilir. İster anne ister baba adayının soyundan gelsin herhangi bir genetik hastalığın ip ucunu bulur isem onunla ilgili hazırlık başlatırım. Akraba evlilikleri genetik hastalık olasılığını arttırırlar. Genetik hastalıkların bir kısmı gebelik kontrolleri sırasında bulunabilse de bir çoğu gebelik öncesi yapılan hazırlıklar sayesinde bulunabilir.
Yaşlı anne adayları hem doğurganlığın yaşamın çok erken bir evresinde kaybedilmeye başlanılacak olması hem de gebelik problemlerinin ve genetik hastalıkların daha fazla görülecek olması sebebi ile özel bir önemi vardır. Ek araştırmalar gerektirebilirler.
Anne adayının normal jinekolojik muayenesini yaparım. Bu muayene dış kadın organlarının , muayene aleti ile vajinanın, ve rahim ağzının incelenmesini , smear testi alınmasını ve rahim ve yumurtalıkların değerlendirilmesini içerir. Smear testi rahim ağzı kanserinin erken teşhisini sağlayabilen bir testtir. Ben rahim ve yumurtalıkları değerlendirirken yüksek çözünürlüklü renkli doppler vajinal ultrasonografiden yararlanmaktayım. Bu yolla kadın yolunda çeşitli sebeplerle sonradan kazanılmış hastalıklar ( iltihaplar gibi ) veya doğuştan olan yapısal bozukluklarla ( çift rahim gibi ) karşılaşabilmekteyim . Muayenede gebeliği etkilemeyecek olsa da anne adayının kadın sağlığını etkileyebilecek bazı durumlar ile de karşılaşılabilir ( myomlar, çeşitli tümörler gibi ) Öyküde veya bu muayene ipuçları elde edilirse daha detaylı başka jinekolojik muayene yöntemleri de vardır.
Anne adayının genel tahlillerini yaptırırım. Kansızlık , gebelikte geçirildiğinde bebeği sakatlayabilen kızamıkçık , ülkemizde oldukça sık görülen Akdeniz kansızlığı , gizli şeker , yüksek kolesterol , tiroit bezi hastalıkları , yüksek tansiyon gibi bazı hastalıklar, sağlıklı olduğunu düşünen kimi anne adaylarında tarafımca saptanabilmektedir. Bunların gebelik öncesi çaresine bakılması gebelikteki bir çok sorunu engeller.
Son olarak saptadıklarım ile ilgili bilgiyi ve önerilerimi veririm. Bunu yaparken anne ve baba adaylarına gebeliğe hazırlık amaçlı olarak eğitim vermeye çalışırım. Çünkü bana göre konu hakkında iyi düzeyde bilinçlenmiş olmak ruh sağlığı açısından da olumlu etki yapabilmektedir. Onları ruhsal yönden gebeliğe hazırlamaya çalışırım.
Gebelikten birkaç ay önce başlanılan folik asit vitamininin takviyesi bebekteki bazı sakatlıkların görülme olasılığını azaltmaktadır bu sebeple gebelik öncesi folik asit içeren ilaç başlarım .
Katıldığım bir panelde söz alan dinleyicilerden biri “ Dört çocuk doğurdum, hiç de doktora gitmedim, hepsi sapasağlam” diyerek gebelik takibi ile ilgili kendi düşüncesini söylemişti. Ondan sonra söz alanların başına gelenler ise sanki O’na cevap gibi idi. Bunlardan bir tanesi uzun yıllar süren kısırlık döneminden sonra kendiliğinden gebe kalmış ancak ilk 3 aydan sonra bebeğin sakat olduğu anlaşılarak kürtaj yapılmıştı. Birkaç soru ile kadının “ polikistik over sendromu” olduğu anlaşılıverdi. Annesinde şeker hastalığı vardı ve büyük olasılıkla kendinde de olduğundan bebek sakat kalmıştı. Polikistik over sendromu ve tip2 şeker sıklıkla birlikte bulunur ve ailesel geçiş gösterir. Yüksek şeker ise bebekteki sakatlıkların en iyi bilinen sebeplerindendir. Bir başka kadının yanındaki 15 yaşlarındaki oğlu ise spastikti. Doğumdan sonra sarılık çıkmış. Bu sık rastlanan ve fototerapi ile kolayca iyileşen bir durumdur. Ailenin ihmalinin sonucu gerçekten çok ağırdı. Bunun gibi başka örnekler de vardı. Bunlar, basit gibi görünen öneri ve önlemlerin aslında ne kadar önemli olduğunun kanıtıdır.
Sık rastladığımız sevimsiz bir durum kadının gebe olduğunun farkında olmadan bazı ilaçlar kullanması, röntgen çektirmesi ya da buna benzer bir şey olmasıdır. “Bu bebeği istiyoruz ama ya bir şey olmuşsa?”. Ne yazık ki hala, kadınların yarısı gebe kaldıklarını sonradan fark etmektedir. Yukarıdaki durumlar da bunun doğal sonucudur. Demek ki sağlıklı bir gebeliğin iyi doğum kontrolü ile başladığını söyleyebiliriz. Doğum kontrolü bırakılmadan 3 ay önce doktora başvurulmalıdır.
Önce anne adayının genel sağlık kontrolü yapılır. Aşırı kilolu olanların kilo vermesi, aşırı zayıf olanların alması önerilir. Varsa sigara ve alkol bırakılır. Ailede genetik bir sorun varsa danışmanlık alınabilir.
Gebelikte karşılaşıldığında bebeğe zarar verebilen infeksiyonlara karşı bağışıklık durumu kontrol edilip gerektiğinde aşı yapılır.Kızamıkçık, eğer daha önce geçirilmedi ise suçiçeği ve anne adayı riskli grupta ise (hemşireler gibi) hepatit B bunlardandır. Artık grip aşısını da öneriyoruz. Gebelikten önce veya ilk 3 aydan sonra yapılabilir.
Hipertansif anne adayları bir kısım ilaçlarını gebelikte devam edebilirler bazıları ise kesilmelidir ( örn. coversyl, inhibace).
Yüksek şeker ilk 3 ayda bebekte anomali riskini arttırır. Şeker hastaları gebe kalmadan önce muhakkak kontrol altına alınmalıdır.
Tiroid hastaları ilaçlarına gebelikte de devam edebilirler. İlaç kullananlar, daha önce tiroid hastalığı geçirenler veya yüksek risk altında olanlar ilk üç ayda hipotiroidi açısından taranmalıdır. Gebelikte sıklıkla ilaç dozunun arttırılması gerekmektedir. Aksi halde hipotiroidi bebekte kalıcı etkilere neden olmaktadır. Tiroid testinin bütün gebelerde yapılması ise gereksiz görülmektedir.
Gebe kalmayı planlayanların 3 ay önceden günde 400 mikrogram folik asit almaya başlaması gerekir. Bu “nöral tüp defekti” adı verilen baş ve omurgada açılmalarla kendini gösteren (ensefalosel, spina bifida gibi ) anomalilerin azalmasını sağlar. Daha önce böyle doğum yapanlarda doz 4 miligrama çıkılır. Yüksek dozdan fayda görebilecek diğer kişiler şeker hastaları,yakın akrabada nöral tüp defektli doğumu olanlar,ilaç kullanan epilepsi hastalarıdır.